Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 13.07.2018 13:43:22

Ege’de yaşamak, ilham almak, beslenmek ve Alaçatı

Gurme - Yazar Nedim Atilla
Geride kalan hafta sonunu Alaçatı’da geçirdik. Alaçatı’nın tenha ama korunmuş sokaklarında dolaşmak başlı başına bir keyifti. Alaçatı’nın en özel mekânlarında birbiri içinde eriyen lezzetler, sohbetler, etkinlikler, workshoplar, müzik, sanat ve macerayla keşfetmeyi, yeni deneyimler yaşatmayı hedefleyen uluslararası bir yaşam buluşması hayata geçiyor demişlerdi. Geçti de…
 
Uzun yıllar önce Yeni Asır’da birlikte çalıştığım halkla ilişkiler uzmanı arkadaşım Nalan Miri Sözer, “Tasting Alaçatı hayatı yaşamayı sevenler için farklı bir heyecan, yeni bir buluşma platformu katılır mısınız” deyince çok da düşünmeden kabul ettim.
Mükemmel bir etkinlik programı hazırlanmıştı. Ayrıca Peak-Talks da başka ve önemli bir çağrıydı… Kimler yoktu ki… Dünyanın dört bir yanından seçkin başarılarıyla ünlü bir dünya barmeni Cihan Anadologlu…  Bask Culinary Center araştırma ve geliştirme departmanı BCulinary koordinatörü Diego Prado, Michelin Yıldızlı İtalyan Guiseppe Iannotti, meşhur gazeteci ve öğretim üyesi Luciana Bianchi, Rom Roses’in efsane şefi Pere Planaguma…
Ve Türkiye’de gastronomi ve başarı denince akla gelen ünlü şeflerimiz ve Ege’den enteresan öyküler taşıyan insanlar Peak konuşmacısı… Aylin Yazıcıoğlu, Banu Maga, Başak Cankeş, Can Ortabaş, Emre Kolburan, Gökçen Adar, Haluk Özyavuz, İnanç Baykar, Korcan Karar, Levent Köstem, Levon Bağış, Maksut Aşkar, Mehmet Ali Akbulut, Murat İleri, Yılmaz Öztürk…

“Her yıl Alaçatı’da bir araya gelerek global bir yaşam deneyimi sunmayı amaçlıyoruz”
Geçtiğimiz 15-20 yıl içinde kendine özgü havasıyla Alaçatı, Türkiye turizminin en gözde tatil beldelerinin rakibi haline geldi ve çoğunu da geçti. Dünyada rüzgar sörfü için en uygun konuma sahip bir kaç beldeden biri olan Alaçatı, yakınındaki şifalı termal suları ve bu sulardan yararlanan büyük otellerin yanı sıra onarılmış eski Rum evleri, korunmuş rüzgar değirmenleri ile konuklara bambaşka bir hava sunuyor yıllardır ama öte yandan bozulup duruyor.

Biz günümüzde hep birbirine benzer konumları olan, benzer hizmet ve lezzetleri sunan büyük otellere alternatif olarak Alaçatı küçük otellerini, keyifle yemek yenen, slow food mantalitesiyle çalışan restoranlarını ve huzurlu kafelerini sunsun istedik hep.
Nezih Öztüre ile birlikte 2005’te yayımladığımız Alaçatı kitabımızda “Fakir kaldığı için değişmeyen, değişmediği için kıymete binen, ana akışa direndiği için itibar gören şu Alaçatı, bakalım sevenlerine karşı vefalı mı çıkacak vefasız mı? Zamana uyup daha da hırslanacak mı, yoksa aslına sadık kalmaya mı çalışacak. Anlayacağı gün geldiğinde birileri söylemeli o çocuğa: Yükselirken neden yükseldiğini iyi bilmeli insan bilemeyince kader düşüş oluyor” demiştik.

Alaçatı’nın son yıllardaki halinden iki Alaçatı kitabı yazmış bir insan olarak çok şikayetçi olduğumu okurlarım iyi bilir. Alaçatı’nın öyle bir günde on binlerce insanı kaldıracak ne altyapısı vardır, ne de bu durum ruhuna uygundur. Bu nedenle ilkbaharın güzel günlerinde Alaçatı’yı çok önemsedim… Geride kalan hafta sonunu Alaçatı’da geçirdik. Yazın o boğucu kalabalığının olmadığı eski Alaçatı gibiydi... Alaçatı’nın tenha ama korunmuş sokaklarında dolaşmak başlı başına bir keyifti. Sohbetler, kahkahalar mükemmeldi.

Alaçatı’nın en özel mekânlarında birbiri içinde eriyen lezzetler, sohbetler, etkinlikler, workshoplar, müzik, sanat ve macerayla keşfetmeyi, yeni deneyimler yaşatmayı hedefleyen uluslararası bir yaşam buluşması hayata geçiyor demişlerdi. Geçti de… Ege’nin insanı büyüleyen güzellikteki yarımadasında Alaçatı’nın köy içinde ve çevresindeki doğal platolarda gerçekleşen etkinlikler başarılıydı.

Nalan Sözer, “Gustosuna düşkün olanları, keşfetmeyi sevenleri, gastronomi çevrelerini, önde gelen şefleri, yerleri üreticileri, işletmecileri, tedarikçileri, halkı, gazetecileri her yıl Alaçatı’da bir araya getirerek global bir yaşam deneyimi sunmayı amaçlıyoruz” demişti, haklı çıktı.

“Amin Maalouf ‘un Satır Aralarında”
İnanılmaz sayıda etkinlik vardı üç gün boyunca. Ben ilk etkinliği Kapari Bahçe’de yaptım… Söyleşinin adı, “Amin Maalouf ‘un Satır Aralarında” başlığını taşıyordu. Banu Maga’nın Bazen Atölye adına ev sahibeliğini yaptığı Lübnan asıllı ünlü Fransız yazar Amin Maalouf ‘tan esinlenen yemekleri İstanbul’da çok sayıda etkinliğe birlikte imza attığımız Selda Güleç hazırladı. Çok güzeldi hepsi…

Kapanış yine Kapari Bahçe’de SG İmalathane’den Selda Güleç ile "Edebiyattan İlham Alan Ege Sofraları” idi… Selda, Deniz ve Muzaffer ne kadar çok çalıştılar yemek için ben tanığım… Ne sofraydı ama… Burada yazıp ağzınızı boşuna sulandırmayayım… Deniz Doğu’nun “Lavantalı makaronları, ve sakızlı Muhallebi” si de mükemmeldi. Ruhu tam bir Egeli olan, çılgın bir kadın; Selda ile aynı yolda yürümekten sevinç duyuyorum… Her zaman güzel işlere imza atıyoruz.

Yerli Üreticiyi Destekliyoruz Platformu
Yerli Üreticiyi Destekliyoruz Platformu da önemliydi. Yerel üreticilerin alın teri, emekle; büyük bir sabır ve özenle yetiştirdikleri lokal sebze ve meyvenin sürdürülebilir gelişimine yönelik destek sağlanması önemliydi.
Bu anlamda ben de Asma Yaprağı’nda “Yetişin Bitiyor” diye bir konuşma yaptım. Hem Slow Food tarafından Nuhun Ambarı listesine alınan ürünleri hatırlattım, hem de gerçekten tükenmekte olan ürünleri anlatmaya çalıştım. Biyolojik çeşitliliği korumada sanayileşmiş tarımın başarısızlığına dikkat çekmeye çalıştım. Ayşe Nur Mıhçı ve ekibi öyle güzel bir mönü sundular ki, bir yemek serisi bir konuşma ile bu kadar bütünleşebilirdi.

Sanayileşmiş Tarım Modelinin Başarısızlığı deyip geçmemek gerek. Dünya tarımı ve yiyecek arzının karşılanması alanındaki endüstrileşme hareketleri insanlığı ve dünyanın doğal dengesini büyük bir tehlikeye atıyor. Yeni yöntemlerle gerçekleştirilen yerel tarım faaliyetleri bir yandan dünyanın yiyecek ihtiyacını karşılarken diğer yandan ekolojik dengeleri tamamen bozmakta bu da insan sağlığını olumsuz etkileyip yiyecek kalitesini düşürüyor. Kırsal kesimde geleneksel yaşam koşulları değişiyor, göç zirve yapıyor, milyonlarca çiftçi kredi ödeme yükümlülüğü altına sokulup yıllardır toplumları beslediği topraklarını terk etmeye itiliyor. Tüm bu değişimler sadece açlık tehlikesini taşımayıp aynı zamanda insanoğlunun yaşam standartlarını düşürüyor. Bu durum toplumların ekolojik ve kültürel dengelerini etkileyip dünya barışına da zarar veriyor.
İşte bunları anlattım bir buçuk saat boyunca…

Peak Talks …
Sevgili Kemal Demirasal davet etti, ne iyi ki kabul etmişim. Gerçekten çok yararlı bir konuşma serisi de Peak Talks’da gerçekleşti. Sıra-dışı olanların, kalıbına sığmayanların, kabullenmeyenlerin, değiştirmek ve değişmek isteyenlerin, farklı bakanların, farklı görenlerin, farklı düşünenlerin, aynı yolları yürümek istemeyenlerin, kelebek etkisine inananların, sıra-dışı buluşması idi Peak.

​Aynı tema çevresinde farklı hayat hikâyeleri, düşünme şekilleri ve yürüdükleri yolları ile, farklılık ve farkındalık yaratmayı başarmış sıra-dışı insanların çerçevesinden hayata bakılacak iki günde tema Ege idi. Ben de “İyi Beslen İyi Yaşa… Çünkü Ege’desin” temasıyla konuştum… Ege’de yaşamak,  Ege’de yaşlanmak, Ege’den ilham almak, Ege’den beslenmek… Ne güzel… İzleyebildiğim her konuşma mükemmeldi ama Mehmet Ali Akbulut’un “Dondurma Gerçeklerini” unutamayacağım.

Dileğim Alaçatı’ya pek yakışan bu etkinliklerin devam etmesi… Emek veren herkesi kutluyorum… Ege’nin yerel ürünleri ve üreticileriyle yeme içme kültüründeki öneminin anlaşılmasını ve genel olarak dünyada fark yaratmak için ilham veriyordu Alaçatı geçen hafta sonu…
 

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri