Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 14.03.2017 14:31:41

Yaşlanan nüfus ve gıda güvenliği

Prof. Dr. Nezih Müftügil
Yaşlı insanların gittikçe büyüyen “fast food” sektöründeki kuruluşlarından yemek yemekten mümkün olduğunca kaçınmalarının önerilmesi yanında yaşlı yurt ve bakım evlerindeki yemek menülerinin de dikkatli şekilde oluşturulması bu konuda alınan diğer bazı alınan önlemlerdir. Nüfusun gittikçe yaşlandığını kabul ederek buna uyan gıda güvenlik stratejileri oluşturmak önemli bir halk sağlığı konusu olarak önümüzde durmaktadır.

İnsan ömrü gittikçe uzuyor. Bir çok ülkede toplum içindeki yaşlı nüfus oranının arttığını görüyoruz. Gelişen koruyucu ve tedavi hekimliği yanında yaşam koşullarının da iyileşmesine bağlı olarak insanlar artık daha uzun yıllar yaşayabiliyorlar. Günümüzde Avrupa’da yaşlı sayısının nüfus içindeki oranı yüzde 20 iken 2050 yılına gelindiğinde bu oranın yüzde 37 olacağı belirtilmektedir. 2050 yılında dünyada 60 yaşın üzerindeki insan sayısınında 3 milyarı aşacağı tahmin edilmektedir. Ülkemizdede 60 yaşın üzerindeki insan sayısının tüm nüfusa olan oranı 1990 yılında yüzde 5 iken 2013’te bu sayı yüzde 10 olmuştur.

Yaşlı sayısı artan topluluklarda bazı sosyal ve ekonomik sorunlarda ortaya çıkmaktadır. Çalışmayan ama tüketen ve sağlık hizmetlerinden de daha fazla yararlanmak durumunda kalan bu yaşlı nüfus haliyle ülkelere bir yük getirmektedir. Günümüzde, ülkelerin bu gerçeği kabul etmesi ve buna göre politikalar üretmesi gerekmektedir.
Yaşlı nüfusu artan topluluklar için gıda güvenliği de dikkate alınması gereken bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanlar ileri yaşlara doğru giderken haliyle bazı sağlık sorunlarınıda taşımaktadırlar. 60 yaşın üzerindeki insanlarda diyabet, tansiyon, kalp-damar, sindirim sistemi, eklem rahatsızlıkları ve buna benzer bazı hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu yaşlarda aralarında kanser de olmak üzere uzun tedavi gerektiren ve bazıları kronik hastalıklarda sıklıkla yaşanabilmektedir. Yaşlı insanların doğal olarak gücünü kaybeden bağışıklık sistemi bu tedavilerin de etkisi ile iyice azalabilmektedir. Bu noktada, etkinliğini kaybetmiş bir bağışıklık sistemi gıda yolu ile vücudumuza giren zararlı maddelerle mücadelede zorlanmaktadır. Yediğimiz gıdalardaki zararlı mikroroganizmalar ve tehlikeli kimyasal maddeler bağışıklık sistemimiz güçlü iken bizi fazla etkilemezken bağışıklı sistemimizin zayıfladığı ileri yaşlarda ciddi sağlık sorunları yaratabilmektedir.

Karaciğer ve böbrek vücudumuza giren zararlı maddelerle mücadele eden iki önemli organımızdır. İlerleyen yaşlarla birlikte bu iki organımızda yorulmakta ve eskisi gibi fonksiyonel olamamaktadır. Bu durumda, besin yoluyla aldığımız zararlı maddelerin tasfiyesi daha zor olmaktadır. Gıda yoluyla aldığımız zararlı maddelere karşı bağışıklık sistemimizin önemli bir savunma mekanizması da mide asitliğidir. Mide asiti zararlı maddeleri elimine ederek sindirim kanalında daha ileri noktalara gitmelerini önler. Genç yaşlarda yüksek olan mide asitliği ne yazık ki ileri yaşlarda azalmakta ve böylece önemli bir savunma sistemimiz  etkinliğini kaybetmektedir. Yine bu yaşlarda alınan bazı ilaçlarda mide asitliğini azaltabilmektedir. Bu kapsamda, örneğin gıdalarda bulunabilen Listeria monocytegenes isimli bir bakteri genç insanlarda hafif rahatsızlıklarla geçiştirilebilirken yaşlı insanlarda önemli sağlık sorunlarına ve hatta ölümlere neden olabilmektedir. Son yıllarda, gelişmiş ülkelerde bu bakterinin varlığını belirlemek için daha fazla gıda analizleri yapılmakta ve tespit edilmesi halinde de büyük miktarlardaki gıda maddeleri piyasalardan çekilmektedir. Aslında, sadece bu bakteriye yönelik önlemlere bakınca gelişmiş ülkelerde gıda güvenliği konusunda yaşlı nüfusa yönelik stratejilerin oluşturulduğunu da söyleyebiliriz. Bu ülkelerde, yaşlı insanlara neleri yememeleri veya dikkatli yemeleri konusunda çeşitli iletişim kanalları ile uyarılarda yapılmaktadır. Bu bağlamda, yaşlı insanların et, tavuk, balık, yumurta gibi ürünleri iyi pişirdikten sonra tüketmeleri vurgulanmaktadır. İyi yıkandıklarından emin olmadıkça yeşil yapraklı salata sebzelerinin yenilmemesi tavsiye edilmektedir. Pastörize edilmeyen meyve suları da yaşlı insanlar için riskli ürün sayılmaktadır.

Pastörize edilmeyen sütten yapılan ürünler ve özellikle yumuşak peynirler, dondurma ve yine pastörize edilmeyen sucuk, salam gibi işlenmiş et ürünleri de yaşlı insanların tolere edemeyeceği zararlı mikroroganizmaları içerebileceği için tüketilmemesi gereken gıdalar olarak belirlenmiştir. Yaşlı insanların gittikçe büyüyen “ fast food” sektöründeki kuruluşlarından yemek yemekten mümkün olduğunca kaçınmalarının önerilmesi yanında yaşlı yurt ve bakım evlerindeki yemek menülerinin de dikkatli şekilde oluşturulması bu konuda alınan diğer bazı alınan önlemlerdir.
Zararlı mikroroganizmalar yanında gıdalar da kalıntı halinde bulunabilen kimyasal maddeler de yaşlı insanların sağlığını etkiliyen diğer etmenlerdir. Tarım ilaçları, antibiyotik, hormon gibi veteriner ilaç kalıntıları, çevre kirliliği ile gıdalara bulaşabilen ağır metallerde ve hatta işlenmiş gıdalardaki katkı maddeleri bağışıklık sistemini zayıflatarak yaşlı nüfus için sağlık sorunları yaratır. Yaşlı insanlar beslenmelerinde bu tür kimyasal kalıntı taşıyabilen gıdalardan da mümkün olduğunca kaçınmalıdır.

Nüfusun gittikçe yaşlandığını kabul ederek buna uyan gıda güvenlik stratejileri oluşturmak önemli bir halk sağlığı konusu olarak önümüzde durmaktadır.


Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri