Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 13.06.2016

Toplumsal cesaret

Türk Mutfağı Araştırmacısı Banu Özden
Bazı insanlar için hayatlarında hiç unutamadıkları önemli günler vardır ya… Benim için hayatımda hiç unutamadığım ve hepsi de bir şekilde yemek çevresinde dönen günlerim oldu. Bunlara örnek vermek gerekirse; Culinary Institute of America, nam-i diğer CIA’de katıldığım program, 2013’te katıldığım Oxford Symposium on Food and Cookery ve son olarak da geçen ay gittiğim Yemeğini Keşfet etkinliği idi. Türk Mutfağı Derneği’nin emekleri ile hazırlanmış bu müthiş etkinlikteki tema ‘cesaret’ti.

Dünyanın farklı yerlerinden gelen Türk ve yabancı konuşmacıların hepsinin ortak bir yönü vardı. Kendilerine ait fikirleri ve vizyonlarını müthiş bir cesaret örneği göstererek gerçeğe dönüştürmüşlerdi. Bunların içinde Almanya’da doğup büyüyen Şef Serkan Güzelçoban’ın Handicap adlı restoranının öyküsü; Nazi kamplarındaki esirlerin geriye bırakmak için hayatlarını riske sokma pahasına çaldıkları kâğıt ya da kumaş parçalarına yazdıkları yemek tariflerinin hikâyesini hem belgesel hem de kitap olarak anlatan Anne Georget; satın aldığı tarihi bir mekânın altından çıkan tarihi eser değerindeki şarap küpleri sayesinde Türkiye’nin belki de en özel şaraplarını üretmeye başlayan Udo Hirsch gibi gerçek cesaret hikâyelerini dinlerken bu insanlara takdir ve hayranlıkla bakmamak elde değil. Özellikle bu yazımda bahsetmek istediğim konuşmacı ise, benim kişisel ilgime daha yakın olduğu için Somer Sivrioğlu.
Somer Sivrioğlu, 1 Mart 1995 yılında ani bir karar ile Avusturalya’ya yerleştikten sonra 2007 senesine kadar farklı farklı konseptlerdeki restoranların işletmeciliğini yapmış. En son çalıştığı restoranın batmasıyla işsiz kalan Sivrioğlu, kendi öz kaynaklarını kullanarak bir Türk restoranı açmaya karar vermiş. Türk mutfağını sadece garip garip soslarla ekmek arası yenen döner benzeri bir şey olduğunu zanneden Avustralya halkına Türk mutfağını anlatması, sevdirmesi içinde epey zorlu süreçler atlatmış. Ancak aradan geçen bu süre zarfında hem ülkesinde hem de dünya çapında bir üne kavuşmuş Somer Sivrioğlu.
Konuşmasının içerisinde benim de özellikle hemfikir olduğum bir noktaya değindi. “Tek başına yükselmek yerine, toplumla birlikte bir adım daha yükselmek, kendi şef arkadaşlar ile birlikte yükselmek… İşte toplumsal cesaret buradan geliyor.” Benim için bu cümle büyük önem taşıyor. Çoğumuz, başta ben olmak üzere, senelerdir Türk mutfağının ne kadar az tanıtıldığından, tanıtanın da bunu yanlış bir şekilde yaptığından şikâyet etmişizdir. Kimi, Türklerin kendi kültürlerini hor gördüğünden böyle olduğunu söyler, kimi devlete suçu atar… Belki bunlar bir yere kadar doğru ve geçerli sebepler ama bence en büyük sebep Cumhuriyet’in kuruluşundan yakın bir tarihe kadar, öncelikle Türk şeflerimizin yabancı mutfaklara yönelmiş olması, ikincisi ise herkesin kendini bu toplumun bir parçası olarak ortak ve birlikte bir amaca yönelik hizmet vermek yerine herkesin bir birey olarak ya da kendi içinde bir dolu ufak gruplara ayrılmış bir şekilde hareket etmesinden kaynaklanmış. Türkiye’de herhalde 50’in üzerinde, hatta daha fazla aşçı dernekleri var… Hepsi kendi başlarına bir organizasyonlar yapmış, kendi içlerinde bir çaba göstermiş ve sadece bir yere kadar ilerleyebilmişler. Ama büyük ses getiren ve Türk mutfağının tanıtımına dünya çapında katkı sağlayan ve en önemlisi birlikte hareket ettikleri bir durum olmamış. Hâlbuki bir arada hareket etmez, o toplumsal cesareti göstermezsek olduğumuz yerde daha çok seneler sayarız. Şimdi Voltran’ı oluşturma zamanı…
Çok yakın bir tarihte belki 10 sene kadar hatta daha da kısa bir süre içerisinde ortaya çıkan bir grup genç şeflerimiz işte bu toplumsal cesareti gösterdi. Birçoğu eğitimli, bir kısmı kendini yetiştirmiş ama hepsi deneyimli, vizyonu geniş ve kendilerine has fikirlere sahip olan bu genç şefler, kendilerine has yemek stilleri, Anadolu’ya has yerel ürünleri kullanma çabaları ve konseptleri ile restoranlarını açarak büyük bir cesaret örneği gösterdiler. Yenilikçi bir Türk mutfağı yaratırken kendi köklerine, geleneklerine bağlı kaldılar ve en önemlisi de hepsi, birbirlerine destek veren bir topluluk olarak gerçek toplumsal cesareti göstermeyi başardılar. Çünkü ancak birlikte daha güçlü olurlar ve birlikte bir adım daha ileriye giderek Türk mutfağını, Anadolu’nun bereketli topraklarından çıkan eşi benzeri olmayan ürünleri dünyaya tanıtabilirler. İyi ki varsınız genç şeflerimiz ve umarım başarınız ve birlikteliğiniz daim olur.

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.