Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 31.10.2015

Gastronomi turizminde farklı rotalar...

Gurme - Yazar Nedim Atilla
Yılın belli dönemlerinde mekân değişikliği yapılması nereden bakarsanız bakın bir ihtiyaç… Boşuna dememişler, “Tebdil-i mekânda ferahlık vardır” diye… Tatil yapmaktan “uğraş değiştirmeyi” anlayanlara, güzel ülkemiz gerçekten de birçok seçenek sunuyor. Eğer “rotamız lezzet” olsun diyorsanız, yaz aylarında gerçekleştirebileceğiniz değişik seçenekler sunmak istiyorum.
Reklamdaki slogan doğru mu bilmiyorum; yani hepimiz gerçekten tatil için mi çalışıyoruz? Bu tartışılır, ama insanın zaman zaman ya da yılın belli dönemlerinde mekân değişikliği yapması nereden bakarsanız bakın bir ihtiyaç… Boşuna dememişler, “Tebdil-i mekânda ferahlık vardır” diye… Üstelik bunun sosyo-psikoljik bir yanı olduğu da gerçek… ‘Tatil’ deyince, bizim ülkemizde sadece yaz ayları akla gelir. Denize girmek, güneşin altında sere serpe yatmak, kumlara bulanmak… Oysa Halikarnas Balıkçısı, “En iyi dinlence, uğraş değiştirmektir” dermiş. Son yıllarda Bodrum, Çeşme ve Alaçatı’da bile Balıkçı’yı haklı çıkartacak tatil anlayışının yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladığına şahit oluyorum.

Dinlendiren değil belki biraz yoran tatiller, ama bir hikâyesi olan ‘farklı’ tatiller… ‘Dinlenme’ kavramı, yerini biraz daha farklı bir boyuta bırakmış durumda ve bu tatillerde artık sırtüstü yatmak yok... Her şey dahil sisteminde plastik lezzetlere mahkûm olup sahil kıyılarında bütün gün yatanlara bir sözümüz yok doğal olarak. Öyle ya, keyif onların keyfi… Ancak bilmeliyiz ki tatilden tat almanın da türlü türlü yolu var. Tatil yapmaktan “uğraş değiştirmeyi” anlayanlara, güzel ülkemiz gerçekten de birçok seçenek sunuyor. Raftingden balon gezilerine, sörften doğal hayat gözlemciliğine, kayak yapmaktan yayla turlarına kadar… Meraklısına çok sayıda değişik turizm güzergâhı hazır…

Ben de bu ay size ‘Gastronomi Turizmi’ hakkında biraz bilgi vermek ve eğer “rotamız lezzet” olsun diyorsanız, yaz aylarında gerçekleştirebileceğiniz değişik seçenekler sunmak istiyorum. Ülkemizdeki turizmcilerin az da olsa bir bölümü farkına vardılar ki, gastronomik etkinlikler kültür turizminin önemli bir parçası haline gelmiş durumda…

Şarap meraklıları, artık ülkemizde de Ağustos’un üçüncü haftasından Ekim sonuna kadar ‘Bağbozumu Turları’nda organize şekilde hareket ediyorlar. Hem zeytin üreticileri hem de bazı turizm şirketleri, Ekim sonundan Ocak ortalarına kadar olan süreçte ise ‘zeytin ve zeyinyağı turları’ düzenliyorlar. Her ne kadar ‘zeytinyağı turizmi’, dünyada ‘şarap turları’ ile birlikte en önemli destinasyonları oluşturuyorsa da; ben henüz bizde yayınlanan turizm reklamlarında ‘zeytinyağı turu’ başlıklı bir ilana rastlamış değilim. Her neyse, şarap ve zeytinyağı gastronomik turlarının rotalarını Eylül ve Kasım aylarına bırakıp, Temmuz ve Ağustos’ta yapabileceğiniz bir tur önerisinde bulunalım.

Kuzeydoğu Anadolu’da peynir gezisi…

Güney ve batı kıyılarımız sıcaktan kavrulurken, kuzeydoğuya gitmeye ne dersiniz? Türkiye’nin kuzeydoğusu yaz mevsiminde gündüzleri nemsiz, geceleri de hayli serin havasıyla öncelikle rahat bir nefes almanızı sağlıyor. Gece uykularının tadına ise doyulmuyor. Ayrıca yeşilin her tonu ile gözleriniz bayram ederken nefis yerel lezzetlerle de tanışıyorsunuz. Örneğin, Artvin’in Şavşat ilçesinden başlayarak Çıldır Gölü’nü, Ardahan ve Kars’ı da içine alan bir ‘peynir turu’na çıkabilirsiniz. Bu gezide ilk durak Şavşat olmalı… Artvin’i Kars’a bağlayan karayolu, inanılmaz doğal güzelliklerin yanı sıra çok önemli lezzetler de sunuyor… Burada adını nereden aldığını kolayca tahmin edebileceğiniz, ‘gürcili’ ya da ‘gorcolo’ denilen, ama yaygın adı ‘tepilmiş’ olan peynirin peşine düşmelisiniz öncelikle… Bulunca ne yapacağınızı siz zaten bilirsiniz…

Bir de yörede ‘eritmelik’ denilen bir peynir var ki, aman aman… Tereyağı ile karıştırılıp -istenirse su da eklenebiliyor - pişirilerek bir kahvaltılık çeşidi olarak hazırlanıyor. Onu tatmak için de Machael’e, yeni adıyla Camili’ye gitmeniz gerekir. Machael’in bir başka sürprizi de ‘punçkulay’ adlı sarartılmış peynir... Bu peynir tereyağı ile birlikte eritilip sıcak sıcak yeniyor. Tereyağı yerine peyniri yoğurtla soğuk olarak karıştırınca da adına ‘kuviti’ deniyor… Bütün Kuzeydoğu Anadolu’nun ortak tadı olan ‘lor’ peynirini ve yine tereyağı ile karıştırılarak tüketilen ‘civil’ peynirini ise artık yörenin otellerinde bile bulabilirsiniz.

Ardahan’a varınca da - Allah’ın emridir - mutlaka ‘kaşar’ın tadına bakılmalı, hatta ipin ucu biraz kaçırılmalıdır. Yaz aylarında bu olağanüstü lezzetin üretimine tanık olmak da mümkün... Yüzde 10 oranında koyun, yüzde 90 oranında inek sütü kullanılan kaşar peyniri mandıralarını ziyaret ederek, neden bölgenin sütlerinin bu kadar lezzetli ve yağlı olduğunu üreticilerle sohbet ederek test edebilirsiniz. Ardahan ve Kars’ta bitki örtüsü çok zengin olduğu için, hayvanlar Mayıs-Ağustos ayları arasında çok iyi besleniyorlar; sütler ve süt ürünlerinin de tadına doyulmuyor.

Kars’a ulaştığınızda bu kez, Anadolu’nun hemen her yerinde bulabileceğiniz ‘teleme’ peyniri ile bence dünyada en iyisinin, en benzersizinin burada yapıldığı ‘gravyer’ peynirini tatma vakti nihayet gelmiş demektir. Aslında kıymetini bilemediğimiz bir lezzettir ‘teleme’ ve Anadolu’da güzel de bir söz vardır sık kullanılan, “Çobanın gönlü olsa tekeden teleme çalar” diye… Burhan Oğuz, ‘teleme’nin yapımını şöyle anlatır: “Teleme, yaz mevsiminde keçiden sağılan süt henüz sıcakken, incir ağacının gövdesinden alınan beyaz süt ile çalınır (yani mayalandırılır). Ağaçtan ince bir dal kırılarak alınan bu süt, bilhassa incir yapraklarını kopardığımızda akan süt gibidir. Bir tencere keçi sütü, birkaç damla incir sütü akıtıldıktan sonra yaprağın sapıyla karıştırılıp mayalanır ve 20 dakika kadar uyumaya bırakılırsa ‘teleme’ peyniri haline gelir.”

‘Teleme’nin hakkı itina ile verildikten sonra, bu lezzet turunun sonu ve zirvesi doğal olarak ‘Kars gravyeri’ ile yapılmalıdır. Üretim aşamasında asla hile yapılamayan ve yabancı maddeleri asla kabul etmeyen bir yapısı olduğu için de çok özenli bir üretim sürecine gereksinimi olan ‘Kars gravyeri’, deyim yerindeyse peynirlerin şahı sayılır. Hele bir de üretimine de tanık olabilirseniz ne mutlu size… Üretime tanık olmak için İlhan Koçulu ustamızı bulmak gerekir ki İlhan Koçulu başlı başına bir yazı konusudur... Bir de gravyer peynirine süt veren Zaqvot inekleri…

Fonda müthiş bir görsel şölenin eşlik ettiği peynir turunuzda, Anadolu’nun mübarek ekmekleri de sizi hiç yalnız bırakmayacaktır. Aklınızda olsun, Türkiye gerçek bir peynir cenneti... Biraz yorulmayı, aslında biraz uğraş değiştirmeyi göze alırsanız, çok keyifli tatiller yapabilirsiniz. Ağzınız tadı daim olsun…

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri