Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 15.10.2015

Fransa kanallarında “yeşil” yolculuk

Osman Serim
FoodinLife dergisi hedef kitlesinin ağırlıklı olarak, Horeca sektör girişimcileri ve çalışanları olduğunu bilmez değilim. Dolayısı ile neticede bu yaz Fransa’da geçirdiğim kısa bir tatilin derginin temasıyla pek uyuşmadığının da farkındayım. Ama bu alternatif ve sıradışı turizm beni o kadar etkiledi ki sizlerle paylaşmak istedim.
En sonra söylemem gerekeni hemen en başta söyleyeyim; dünyada klasik truzim destinasyonları arasında o kadar acımasız bir rekabet söz konusu ki, eğer yeni ve cazip fikirler üretemezseniz işiniz çok zor, sıradanlığa ve başarısızlığa mâhkumsunuz.

Önce Batı Avrupa’daki su kanallarının hikâyesini kısaca hatırlayalım. Ülkemizde on iki ay suyu çekilmeyen ve üzerinde taşımacılık yapılabilen nehirler neredeyse hiç yok. Ama örneğin Hititler döneminde Orta Anadolu’da bilhassa Kapadokya hatta bugünün Kalecik ilçesinde üretilen şarapların sallar ile Kızılırmak üzerinden Basra Körfezi’ne kadar uzanabildiğini çok emin bir şekilde belgeleyebiliyoruz. Batı Avrupa’da ise iklimin daha serin ve yağışlı olması ve Alpler’deki kar birikimlerinin önemli katkısıyla yıl boyunca üzerinde mal ve insan taşınabilen önemli sayıda nehir hep ola gelmiş. Bu yolla önemli ağırlık ve havaleli yükleri kara yolundan çok daha kolay ve ucuza taşımak mümkün. Bununla da yetinmemişler ve 17. yüzyıldan itibaren bu nehirleri insan yapımı kanallar ile birleştirmeye başlamışlar. Bu su yolları 10 – 15 metre genişliğinde yaklaşık iki metre derinlikte kanallar. Arazi yapısı gereği su terazisi yöntemi ile bir nevi baraj kapakları arasındaki seviyeyi düşürüp yükselterek tekneleri gerekli düzleme getiriyorlar. Tren ve demir yollarının yaygınlaştığı 19. yüzyıla kadar Avrupa’nın en önemli taşıma yöntemi bu olmuş. Tabii kanalları hemen kıyısından takip eden akıntıya karşı çıkıldığı durumlarda, kadanalar (dev atlar) ve öküzlerle teknelerin çekilmesine olanak sağlayan patika yollar da açmışlar. Örneğin Burgonya bölgesinde şarapçılığın gelişmesinin en önemli sebeplerinden birinin bu “kanal-nehir” sistemi ile Paris’e kolayca ulaşılabilmesi olduğu söyleniyor. Tren ve demiryollarının taşıma işlerini devalmasından sonra kanal sistemleri uzun yıllar çok az kullanılmış. Hatta bazı yerlerde içleri toprak ile doldurulup iptal edilmiş. Örneğin Paris’in göbeğinde aslında yaygın bir network varken bugün geçmişin anısına sadece kısa birkaç kanal kalıntısı muhafaza edilmiş.



1990’larda bu su yolları yeni bir fonksiyon kazanıyor. Marjinal bir takım insanlar, sanatçılar ağırlıklı doğal olarak, eski nehir gemilerini satın alıp mobil evlere dönüştürüyorlar ve kanallarda yaşamaya başlıyorlar. Hâla bu şekilde yaşayan bilhassa İngiltere, Hollanda, Belçika ve Fransa’da hatırı sayılır sayıda insan var. Hatta birileri bu nehir gemilerine lokanta, otel hatta sanat galerisi olarakta işlev kazandırmış.



Bundan sonraki aşama ise bu teknelerin daha doğrusu bu işlev için özel olarak üretilmiş düşük su çekerli modern teknelerin kullanılarak kanalların turizme açılması olmuş. Tekneler ya kaptan ve mürettebat ile (daha büyük tekneler) ya da 2 saatlik bir temel eğitim sonrasında mürettebatsız olarak kiralanıyor. Fiyatlar da son derece makul. Nehir ve su yollarının üzerinde değişik rotalar seçebiliyor ve bir nevi nehir marinalarında tedarik ve ihtiyaçlarınızı sağlayabiliyorsunuz. Kanallar dahilinde rota üzerinde arzu ettiğiniz yerlerde durabiliyor, teknenizi ağaçlara bağlayabiliyor ve geceyi geçirebiliyorsunuz. Teknelerde çok rahat kamaralar, mutfak ve duş kabinleri mevcut. Yani bizim “mavi” yolculuğumuzu anımsatan bir ortam söz konusu. Etrafta o kadar çok yeşillik var ki ben bu yolculuğa “yeşil yolculuk” adını vermek istedim. Fransa’da birçok bölgede bu geziyi organize edebilirsiniz. Biz Burgonya’yı seçtik.  Toplam 6 gün 174 km boyunca teknede yaşadık ve unutulmaz bir yolculuk yaptık.  Yolculuk boyunca küçük köy ve kasabalarda kurulan pazarlardan alışveriş yaptık, şato ve ortaçağ kasabalarını dolaştık. Bisikletler ile uzun geziler organize ettik. Burgonya’nın meşhur bağlarını ve doğal mahzenlerini gezdik ve degüstasyonlara katıldık. Ve belki de  en önemlisi sessiz sakin, doğal bir ortamın ne demek olduğunu hatırladık. Bu yolculuğa çıkanlar ve zaten teknelerde yaşayanlar “boat people” arasında inanılmaz insani ilişkiler hemen kuruluyor. Herkes birbirine inanılmaz yardımcı ve saygılı. Hararetle “yeşil” yolculuğu tavsiye ediyorum. 
Not: Bu tekneleri kiralayan çok sayıda şirketler olmasına rağmen bizim seçtiğimiz firmayı rahatlıkla tavsiye edebilirim.  France Fluviale@orange.fr +33 (0)386815455

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.