Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 11.06.2015

Sakız, Midilli, Sisam… lezzete devam…

Gurme - Yazar Nedim Atilla
Gazetelerdeki gezi ilanlarına baktığımda, en çok ‘Yunan Adaları’na turlar düzenlendiğini görüyorum. Ben de bu sayıda sizlere Yunanistan’ın Ege adalarında ne yenir, ne yenmez, beklentiler neler olmalı, biraz onlardan söz edeyim.

Yurt dışında kısa bir süre yaşayanlar bile bilirler, gurbet elde en iyi arkadaşlar genellikle suyun öte yakasından çıkar. Türklerle Yunanlılar arasındaki dostluğu, rahmetli Bülent Ecevit de şu dizelerde ne güzel özetlemiştir: Sıla derdine düşünce anlarsın/Yunanlıyla kardeş olduğunu/Bir Rum şarkısı duyunca gör/Gurbet elde İstanbul çocuğunu...

Gerçekten böyledir, mevsimler benzer, şarkılar benzer, davranışlar benzer, deniz desen aynı deniz, ama hepsinden çok yemeklerimiz birbirine benzer... Sofra adabında, serviste hiç kuşkusuz komşumuzdan iyiyiz; ama Allah var, onlar da adamı Simi adası dışında kazıklamaz. Ege kıyılarımıza yakınlığı nedeniyle Albaylar cuntasının “Bir gün nasılsa buraları Türkler işgal eder, boşuna yatırım yapmayalım” dediği adalar, özellikle de Midilli, Sakız, Sisam ve İstanköy adaları turistik yatırım yapılmadığı, yani betonlaştırılmadığı için bozulmamıştır. Bu adaların bugün de, Roma, Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi tarımsal kimliklerini koruma peşine düştüklerini; ‘Ege’nin Altın Çağı’ndan kalan tarihsel mirası da turistik anlamda iyi bir gelire dönüştürmeye çalıştıklarını görmek mümkündür. Midilli, zeytinyağı ve uzo üretiyor; Sakız ise hâlâ adının hakkını vermeye çalışıyor. Sisam, artık susam üretmiyor, ama Osmanlı dönemindeki gibi bütün Yunanistan’ın beyaz ve tatlı şarap ihtiyacını karşılıyor. İstanköy, eskiden Osmanlı’nın sebze bahçesiydi, şimdi de Atina pazarlarındaki marullar ‘İstanköy marulu’ diye satılıyor. (Bu arada Türk gazetelerinin Yunanistan’ da yaşayan muhabirleri, başta Yorgo Kırbaki ve Stelyo Berberakis, bu adaları Türkçe isimleriyle –daha anlaşılabilir olsun diye- anarken; bizdeki bazı aklıevveller İstanköy yerine Kos, Sisam yerine Samos demekte ısrar ediyorlar!)

Gelelim bu adalara yolu düşenlere vereceğimiz (naçizâne) önerilere… Anakarada olduğu gibi, adalarda da iyi restoranların tamamı aile işletmesidir; anne mutfakta, baba kasada, çocuklar servisten sorumludur… Şayet aile işin başında değilse, o işletmenin yani tavernanın ayakta durması zaten olanaksızdır. Taverna dediysem müzikli bir yer gelmesin aklınıza; bildiğimiz geleneksel lokanta… Müzikli bir yere düşerseniz, İstanbul’daki gibi tabak kırmayı, ceket yakmayı falan beklemeyin… Diyelim güzelinden bir lokanta buldunuz ve masanıza kuruldunuz. Sakın ola, öyle etrafınızda pervane olacak garson falan da beklemeyin! 60-70 kişilik bir lokantayı bir ya da iki garson idare ettiği için hüsrana uğrarsınız; rahat ve sabırlı olun. Akşam yemeğine çok erken saatte de gitmeyin, sizi kuzeyli bir ülkenin vatandaşı zannedip garip soslu salatalar getirebilirler… Unutmayın, Yunanlı dostlar akşam yemeğine saat 22’den önce oturmazlar; daha erken gidene de ‘turistik muamele’ yapılır.  

Sıra size servise geldiğinde, çatalım bıçağım nerde diye panik olmayın; masanıza bırakılan ekmek sepetine bakın! Bu arada, her tadımlık mezeden, her yemekten sonra önünüzdeki servis tabağı değişecek diye de beklemeyin. İş tatlı ya da meyve aşamasına gelmeden tabak değiştirilmez. Ama canınızı sıkmayın, yediğiniz lezzetli yemeklerin tatları bırakın birbirine karışsın, siz keyfinize bakın… Yemeğe başlamadan önce, ‘nektar’ dedikleri ördek gagası rengindeki nefis tatlı şarabı mutlaka tadın; yemekte de şarap ya da uzo tercih edin (‘rakı’ da bulabilirsiniz, ama anasonsuz!) Yemek sonrasında muhtemelen fazla kaçırmış olacaksınız, hazmı kolaylaştırıcı (kötü rüyaları önleyici) incir suması veya çikudiya içmeniz şart!..

Gelelim neler yiyeceğinize… Öncelikle salatada, mezede, çorbada, yemekte kesinlikle zeytinyağı kullanıldığını bilin. Ama kahvaltıda asla zeytin aramayın, çok isterseniz zeytin turşusu gelir… Tereyağı nadiren kullanılır… Deniz ürünlerini ise Türkiye’dekinin üçte bir fiyatına yiyebilirsiniz; üstelik çok lezzetlidir, kendi suyunda nefis ızgara yaparlar. Fourni, İkaria, Lipsos, Psaria gibi bize biraz daha uzak ve biraz daha küçük adalarda, bu yaz ıstakozun kilosu en fazla 20 avro idi! Diğerlerinin fiyatını siz düşünün!.. Simi’nin (Türkçe adı Sömbeki’dir ve sadece haritalarda kalmıştır) vergi rekortmeni olan Manos’un fiyatlarıyla diğer adaları da karşılaştırmayın. Manos, biraz da bizimkilerin itirazsız ödediği hesaplardan vergi rekortmeni olmuştur ve adadaki diğer esnafa da kötü örnektir. Bu yaz Manos’un mekânında Türkçe yerine kendi aralarında İngilizce konuşan bizim arkadaşlara her zamankinin yarısı kadar fiyat gelmiş bu yaz, anlatıp durdular. Manos yanaşan gemide Türk bayrağını görünce pek sevinirmiş açıkçası… (Eskiden böyle değildi, son üç- dört yıldır biz bozduk onu da, kendimize benzettik!) Ben Simi’de dostlarımla Meraklis’i tercih ederim, lezzetleri daha da iyidir.

Sadece deniz ürünleri değil tabii ki, üstelik adları da Türkçe olan daha çok sayıda yemek var tadılacak: Dolmadakia, musakka, sucukakia, köftedes gibi… Yemeğe güveç kabında feta peyniri ile birlikte fırınlanmış bir çeşit pilaki, yani ‘saganaki’ ile başlamak gerek. Yemekte Yunan salatası olmazsa olmaz. İçine bazen kapari, bazen kaya koruğu, nadiren de kuru börülce eklenir; diğer malzemeler iri iri doğranır. Komşunun musakkası ise bizimkinden biraz daha farklıdır. Güveç kabında sunulur, peynirle süslenip zenginleştirilmiştir, ama bizim musakkaya göre daha yağlı ve ağırdır. Ekmekleri her yerde inanılmaz lezzetlidir! Kers me kidonia (ayvalı et), arnaki gemisto (kuzu sarması), sucukakia zmirnika (patatesli salçalı köfte veya İzmir köftesi), sougania (soğan dolması), ampelofia (yalancı dolma), kolokitholuluda (pirinçli veya peynirli kabakçiçeği dolması), kolokithokefedes (kabak köftesi), kremmidofites (soğanlı börek), giozlemedes (gözleme), hoş kokulu hamur işleri, deniz kokan lezzetler, taze balık, ıspanaklı veya pirinçli deniztarağı veya denizminaresi, zeytinli ahtapot, güneşte kurutulmuş düğmeli ahtapot ızgara ve kalamar dolması, mükemmel tat ve görüntüleriyle masaları süsler…

Sözü Bülent Ecevit ile açmıştık, yine onunla noktaladıktan sonra: Aramızda bir mavi büyü/ bir sıcak deniz/Kıyılarında birbirinden güzel/iki milletiz…

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri