Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 08.04.2014

Sağlıklı beslenmenin peşinde

Gurme - Yazar Nedim Atilla
Bu ay size Almanya?dan Gastronomi turizmine yönelik gözlemler aktarmak istiyorum. Çünkü geçen ay bir hafta boyunca Almanya?nın Başkenti Berlin ile Nuremberg kentindeki otellerde yer bulmak neredeyse olanaksızdı. Bunun nedeni de iki önemli fuardı.
 
Son yıllarda turizmde atağa kalkıp Paris?e ve Londra?ya rakip olan Berlin, 1926 yılından beri  ?Uluslararası Yeşil Hafta? (IGW) adıyla düzenlenen fuara bir kez daha ev sahipliği yaptı. 59 ülkeden 1650 katılımcı ve 100 bini tarım uzmanı, 400 bin izleyici ile 10 güne yayılan süreçte çeşitli etkinlikler, toplantılar, sempozyumlar, tadımlar yapıldı.
 
Uluslararası organik sektörü de 23. kez Almanya?nın Nuremberg kentinde düzenlenen dünyanın en büyük organik ürün fuarı Biofach?ta bir araya geldi. Nuremberg?de de otel fiyatları zirve yapmıştı? ?Organik sektör hangi yönde gelişmek istiyor ve gelişmeli? Hedefler ve zorluklar neler?? sorularına cevap aranan fuarda, organik dünyanın geleceği masaya yatırıldı; doğayla dost yaşam, sürdürülebilir tarım, toprak refahı ve adil ticaretin yolları arandı. 
 
Berlin?deki fuar, ?nispeten temiz olmak isteyen? gıda sektörünün oldukça göz alıcı vitrini olmanın yanı sıra, küresel tarım politikaları ve tüketiciyi koruma adına ciddi tartışmaların da yapıldığı bir ortam aynı zamanda? Bu yılın en çarpıcı tartışma konularından biri de, sürekli azalan kaynaklarla gelecekte 9 milyar insanın nasıl doyurulacağı idi? ?Ekolojik?, ?Organik?, ?Biyolojik? gibi tanımlamalarla belirlenen ürünlerin sayısı, bu yılki ?Yeşil Hafta?da yüz bine yaklaşmıştı? Berlin?de yaşanan protesto gösterisi de, bu fuarla ilgiliydi; ?Artık Dayanamıyoruz - Tarım Endüstrisine Karşı Çiftlikler? başlıklı yürüyüşe binlerce kişi katıldı.
 
Ayrıca Avustralya?dan kanguru bifteği ve timsah-burger, Kalahara Çölü?nün tuzu, Tayland?dan körili kek, Karpatlar?dan mantarlı ayı eti, İsveç?ten geyik içkisi, Senegal?den ilginç meyve suları ve meyveli bira, Suudi Arabistan vahalarından hurmalar hepsi yan yanaydı fuarda? Berlin de kış ortasında işte bu sebeple dolup taşıyordu.
 
Aslını ararsanız, gıda ile uğraşan hemen herkesin derdi aynı: ?Dünya nüfusu sürekli artarken, insanların gıda güvencesi nasıl sağlanabilir? Bunu yaparken doğal kaynakları ve iklimi nasıl gözetmemiz gerekir? Tarım ekonomisi de küresel biçimde faaliyette olduğu için, gıda ticaretinde adil nasıl davranılabilir??  
 
Berlin?deki ?Yeşil Hafta?da bizim gibi tüketicileri ilgilendirecek notlar aldım. ?Daha sağlıklı, daha güvenli, daha temiz ve daha adil bir beslenme için biz tüketiciler neler yapabiliriz?? sorusuna cevaplar aradım. Buyurun birlikte göz atalım:  
 
+ Dünyanın derdi belli: Doğal kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak zorunda olan gıda sanayicisi, buna ?ek masraf? gerekçesi ile yanaşmıyor. Sektördeki önemli modernleşme süreçleri ve yatırımlar için gerekli finansmanı sağlayamamaktan yakınıyorlar; bu nedenle de nispeten daha sağlıklı üretim için gerekli yenilenmeyi gerçekleştiremiyorlar. Böyle olunca cebinde parası olan tüketici de ürünleri biraz daha pahalı olan küçük üreticilere yöneliyor. Eskiden yoksulların yediği çavdar, yulaf ekmeğini, şimdi zenginler yiyor, francalaları ise fakirler? Rusya?nın ?Çavdar Ekmeği? dağları en çok ilgi çeken noktalardan biriydi.
 
+ ?Sürekli daha ucuz gıda temin etme arzusu, hayvanların ve doğanın zarar görmesine mi neden oluyor?? sorusu, bu yıl fuarda en çok tartışılan konulardan biriydi. Hiç kuşkusuz bunun en önemli sebebi, kısa bir süre önce, besicilikte kanatlı hayvanlara yüksek dozlarda antibiyotik verildiğinin ortaya çıkmasıydı. İzlediğimiz hemen her panelde, ?antibiyotik? sözcüğü ağızlardan düşmedi. Binlerce tavuk ve hindi yan yana geldiğinde, birtakım hastalıkların ortaya çıkması kaçınılmaz oluyormuş. Bir tanesi hastalandığında da hastalanan hayvanı karantinaya almak yerine kural olarak tüm gruba antibiyotik veriliyormuş.
 
+ Dünyadaki hayvan yetiştiricilerinin temel destekçisi gıda endüstrisi... Ancak Almanya ve İngiltere?de gıda endüstrisinin başı, hazır yiyeceklerde geçen yıl ortaya çıkartılan ?at eti skandalı? nedeniyle dertte. Endüstriyel gıdacılar yoğun bir baskı altındalar. Tüketici, ürünün kalitesini mi, yoksa sağlıklı olup olmadığını mı dert etmeli? Oysa 2008?deki büyük krizden bu yana, tüketicinin çoğunluğunun alışveriş sırasında hâlâ ürünün fiyatına önem verdiği saptanmış. Hazır gıda maddelerinde eleştirilen üretim yöntemlerinin de çoğu kez alternatifinin olmadığını ileri sürüyor gıda sanayicileri. 
 
+ ?Helal Gıda? uygulamaları giderek artarak büyüyor, sağlıklı beslenmenin garantilerinden biri ?helal gıda?? Fuar?da o kadar çok ?helal gıda? etiketi taşıyan ürün gördüm ki?
 
+ Bütün dünya ?kitlesel hayvan yetiştirme? yöntemlerini tartışıyor. Bütün tavuk üreticileri, ağızbirliği etmişçesine ?bizim tavuklar esaret hayatı yaşamıyor, bunlar aslında bahçede gezen tavuk? diyorlardı. İzlediğim bir panelde, üreticilerin çoğu tavukların yetiştirilme gününe (38-50 gün) dikkat çekti. Alman hükümetine bağlı bir kuruluş olan Federal Çevre Dairesi?nin başkanı Thomas Holzmann, kitlesel hayvan yetiştirme yöntemlerini ciddi ciddi eleştirdi. Holzmann, özellikle Almanya?nın büyük tarım işletmelerinin faaliyet gösterdiği bölgelerde, üretim sırasında büyük oranda azot gazı çıktığını, bunun da atmosfere ve yeraltı sularına dramatik bir biçimde zarar verdiğini söyledi. Konuşmacıların çoğu, marketlerdeki tavuk paketlerinin üzerine hayvanın kaç günlükken kesildiğinin yazılmasında hemfikir oldu. Hatta bir konuşmacı, etiketlerin üzerine ?Bu hayvan yaşadığı süreçte iyi muamele görmüştür? ibaresinin yazılmasını önerdi.
 
 
Organik gerçekten organik midir?
 
Berlin?deki Yeşil Hafta?dan hemen sonra Nuremberg şehrinde açılan Biofach Fuarı, Berlin?dekine göre çok daha ?keskin? mesajlar verdi.  Nuremberg?de, organik tarımın yeni açılımı dünya ile paylaşıldı. ?Organik 3.0?  başlığı ile sertifikalar ötesi yeni bir organik dünyanın tanımını yapıyordu.
 
Biofach?a katılanlara öncelikle şu mesajlar verildi: ?Yoğun tarım teknikleri nedeniyle her yıl 10-12 milyon hektar tarım alanı kaybediliyor. Dünyadaki 800 milyon aç nüfusun yüzde 70?ini küçük çiftçiler oluşturuyor. Geleneksel tarım yöntemleri oldukça olumsuz bir tablo sunuyor. Oysa organik tarım ve ürün rotasyonu, toprak kaybını engelliyor.?
 
 ?Organic 3.0?ın temel özellikleri şu 8 madde altında tanımlanıyor:
 
-          Organik ürünlerin kalite profili ne kadar açık olursa, sembolik etkisi o kadar büyük olur.
 
-          Organik kavramı sadece ürün odaklı olmaktan uzaklaşıp, tüketici ihtiyaçlarına daha fazla odaklanmalı.
 
-          Doğru tasarım; basitlik, markalama, alışveriş, hazırlama ve pişirme süreçlerinde teknik destek verilmesi gelecekte daha fazla önem kazanacak. 
 
-          Organik tarım felsefesi ürünün tüm yaşam sürecini kapsamalı.
 
-          Organik sektöründe gelişim, kırsal ve kentsel alanlar arasındaki sinerjiyi artırıyor; tüketicilerin üretim süreci ile daha fazla yakınlaşmasını sağlıyor.
 
-          Tüketici, aynı zamanda üretici oluyor. Bu oluşuma, ?türetici? adı veriliyor.
 
-          Organik sektörünün, ?sağlıklı gıda? rekabeti yerine, sağlık stratejisi üzerine odaklanması gerekiyor.
 
-          Eski ürün türlerine geri dönüş ve bu türlerin üretiminin yanı sıra, yeniliklere yönelik araştırmalara da odaklanılmalı. Farklı beslenme alternatifleri değerlendirilmeli.
 
-          Tüketiciler organik ürünleri sadece ürün olarak görmüyor. Dolayısıyla, organik yaşamı destekleyecek kapsamlı, çok yönlü fırsatlar ve mekanlar yaratılması gerekiyor.
 
-          Almanya?da kişi başına yılda 80 kg gıda maddesi çöpe gidiyormuş. Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından yapılan güncel bir çalışmanın sonuçlarına göre, bu israfın önlenmesi durumunda, dünya üzerinde 2,4 milyon hektarlık bir alan kazanılabiliyormuş.
 
-          En çok tarım ilacını ABD ve Japonya kullanıyormuş. Yılda 110 bin ton tarım ilacı kullanan Fransa ise, ABD ve Japonya?dan sonra dünyada üçüncü, Avrupa?da birinci sırada... Geçen yıl şubat ayında yapılan bir araştırmada, test edilen Fransız şaraplarının yüzde doksanında tarım ilacı kalıntısı bulunması, oldukça tartışılmıştı. Hatta ?Fransız şarabında zehir? başlığı ile geçtiğimiz kasım aralık aylarında, itibarı yüksek yayınlarda çıkan haberler de Fransız üreticileri harekete geçirmişti. Bu yıl fuarda Fransızlar, büyük bir salon kiralamış ve herkese ?Bizim şaraplarımızda zehir falan yok yahu? diye anlatıp duruyorlardı.
 
-          Tuz da, daha çok uzun yıllar konuşulacağa benziyor. New York ve Kopenhag?dan sonra, sofralık tuzun birçok ülkenin lokantasına sokulmayacağını bilen geleneksel tuz üreticileri, yepyeni ürünlerle çıktılar ortalığa? İzlanda?da Arktik Denizi?nin tuzu makbulmüş; keza Güney Afrika?daki Kalahari Çölü?nün kaya tuzları da yükselen trendler arasındaymış efendim.
 
-          Somon balığı çiftlikleri üzerindeki ?Yüksek radyasyon taşıyor? iddiasına karşılık Norveçliler de rapor üzerine rapor açıklıyorlar. Balık avcılığı turizmine davet ediyorlar insanları? Zaten ?Organik Tarım Turizmi? de giderek daha büyüyen bir pazar haline gelmiş durumda.
 
* * *
 
Sonuçta hepimizin derdi ortak? Gelecek kuşaklar için özellikle gıda alanında ekolojik açıdan sürdürülebilir, ekonomik açıdan ayakta durabilir, sosyal sorumluluk sahibi ve kaynakları koruyan bir ekonomi tarzının temel alınması gerekiyor. Yoksa hiç şüphe yok ki,  çok ağır bir fatura ödeyeceğiz.
 
 
 
 

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri