Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 08.04.2013

'Haşeratı Bahriye' ile Gelen Şampiyonluk

Gurme - Yazar Nedim Atilla
‘Türk mutfağı dünyanın en önemli üç mutfağından biridir’ diye ‘büyük ihtimalle’ kendimizi kandırıyoruz. Başka ülkelerde Türk yemeği olarak sunulan kebap-döner ikilisini aşmak için malzeme bol; önemli olan bunu rafine bir halde sunabilmek. Geçtiğimiz hafta yapılan ‘Osmanlı Mutfağı Yarışması’ bu anlamda atılan önemli bir adım. O yarışmada saray defterlerinden çıkan harika yemekler yarıştı; işte sonuçları…

Herhangi bir uluslararası yayında görmedim; ama söyler dururuz, “Türk mutfağı dünyanın en önemli üç mutfağından biridir.” Kuşkusuz tartışmak gerekir. Ancak geçen hafta sonu İstanbul’da ilk kez açılan ‘Ev Dışı Tüketim Ürünleri Fuarı’ çerçevesinde, CNR salonlarında yapılan ‘Osmanlı Mutfağı Yarışması’nda yarışan yemekleri görünce, mutfağımızın kıymetini bilmemiz gerektiği konusunu bir kez daha gündeme getirdik. Eğer bu zenginliğin farkına varır da üzerine çalışırsak, emin olun çok şeyi değiştirebiliriz. Dünya metropollerinde açılan kebap-döner ağırlıklı işletmelerin işleri fena değildir. Ancak müşterilerinin çoğu, vatan hasreti çeken Türk vatandaşlarıdır. Kabul edelim ki, İtalyan ya da Çin mutfağının, hatta son dönemdeki Japon yemeklerinin başarısına henüz çok ama çok uzağız. 

Ve fakat sözünü ettiğim yarışmada, jüri üyesi olarak tattığımız yemeklere bakınca, biraz uğraşsak bu yüzyılın yükselen değeri olmamamız için hiçbir neden yok gibi geldi bana... Food in Life Dergisi organizasyonunda, ülkemizin önde gelen bütün önemli otellerinin katıldığı yarışmada, jüri başkanlığını Vedat Başaran üstlendi. Diğer üyelerse Ahmet Örs (Mutfak Dostları Derneği Başkanı), Özge Samancı (Osmanlı Mutfağı Uzmanı), Osman Serim (Yemek Danışmanı), Maximilian Thome (Alman Şef) ve mutfak araştırmacısı-yazar olarak da bendenizdim. 

İçtenlikle söylemeliyim, yemekleri ödüllendirmede zorlandık. Birbirinden iddialı, fevkalâde leziz ana yemekler ve tatlılar çıktı karşımıza. Başlangıçlarda ve ara yemeklerde başarı biraz düşüktü; gerçekten iyi olanlar ipi göğüsledi zaten. Yarışmanın önemli bir işlevinin de altını çizmeliyim: Geçmiş zamanın lezzetlerini, geleneksel malzeme seçimi ve pişirme tekniklerini, modern sunumlarla zenginleştirerek bugünün şartlarında pişirip hayata geçirmek ve envanter oluşturmaya da büyük katkı sağlamak… 

Bu anlamda ‘Osmanlı Mutfağı Yarışması’, kıymetli bir etkinlik. Yarışmada eski zaman  reçeteleri, aslına sadık kalınarak, alanında başarılı şeflerimizce yeniden yorumlandı ve modern sunumlarla, son derece lezzetli bir şekilde çıktı karşımıza.  

Meyve 'Yedirmeli'

Yarışmada Conrad İstanbul ekibi, Özkan Tektaş liderliğinde birinciliği oy birliğiyle göğüslerken, en iyi başlangıç yemeğiyle ana yemeğe de imzalarını attılar. Onları asıl başarıya götüren ‘haşeratı bahriye’ oldu; yani Osmanlı deyimiyle deniz haşeratlarından (yani böceklerinden) oluşan ana yemek… Hazırladıkları nefis mönüyle az farkla ikincilik ödülünü alan The Marmara ekibinin ana yemeğiyse ‘deve bonfilesi’ idi. Hilton İstanbul ekibi ise, hem üçüncülüğü hem de ‘Özel Şerbet Ödülü’nü kazandı. ‘Çeşnicibaşı Ödülü’ne layık görülen TAV Airport Otel ise, geleneksel Osmanlı lezzetlerini fazla değiştirmeden sunmayı tercih etmişti. Şerbet işinde en enteresan girişime, portakal çiçekleri ve loğusa şerbeti tatlısını herkesin gözü önünde damıtan The Marmara ekibi imza attı. 

Burada yeri gelmişken, kendi aramızda tartıştığımız küçük bir eleştirimiz var değerli şeflerimize… Evet, Osmanlı mutfağı ekşiyle tatlıyı birlikte gayet güzel harmanlayan bir mutfaktır. Meyveler, özellikle de ayva, vişne, kayısı ve erik, yemeklerde sıkça kullanılır ama bu meyveler yemeğe (deyim yerindeyse) yedirilir. Yani yerken onları artık meyve gibi algılamazsınız. Oysa bizim tattığımız meyveli yemeklerde bu başarı pek sağlanamamıştı, meyve tatları yemeğin içinde pek kaybolmamıştı.  
Bu arada bir son not, Türkiye’de ilk kez böyle bir fuar açılıyor; katılımcıların sergiledikleri ürünler de önemli. Fuarda öğle yemeğini, Pınar’ın standında Yaşar Holding İcra Kurulu Başkanı Mehmet Aktaş ile birlikte yiyoruz; EDT (Ev Dışı Tüketim) denilen pazarda, merak ettiğimiz onca soruya karşılık bularak. Sohbet ederken anlıyoruz ki, pazar umduğumuzdan büyük. Geçen yıl İstanbul ve İzmir’de, dışarıda yemek yeme oranı ikiye katlanmış. Eve sipariş verme alışkanlığımız da, her yıl katlanarak artıyor. Sağlıklı, yenilikçi, lezzetli ürünler satın almak hepimizin hakkı. Aktaş’la sohbet ederken dile getirdiğimiz gibi, gıda endüstrisinin geleceğinde, bütün bu incelikleri önemseyenler kesinlikle daha güçlü olacaklardır. 

Kaynak: Akşam

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri