Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 21.01.2013

Dünyada Çayın Kıymeti Artıyor, Ya Bizde?

Gurme - Yazar Nedim Atilla
Başlıktaki sorunun yanıtını hemen verelim; hayır! Dünyada çay tiryakiliği ve gurmeliği yükselirken ülkemizin nadide çayları tanıtılmıyor. Halbuki Hindistan'ın meşhur Darjeeling çayı ünlü markaların parfümlerine bile girdi...Söz konusu çay olunca, sıkı içici olduğumuz su götürmez... Aslını ararsanız, çay içme alışkanlığımız öyle yüzyıllar öncesine falan da dayanmıyor. En çok sevdiğimiz ise Rize'de yetiştirilip işlenen, bence 'dünyanın kaliteli çaylarından biri' olan, içinde herhangi bir katkı maddesi barındırmayan ve 'tavşankanı' rengini doğallığından alan çay... İyi de, tadını doya doya çıkardığımız bu güzel çaydan dünyanın haberi var mı? Lezzetli çay çeşitliliğimizden, müthiş yöresel zenginliğimizden haberdar mı bu işin meraklıları? Uzakdoğu ve Hindistan çok eskiden beri biliyor ve içiyor ama, Avrupa'nın çay ile tanışması (bizden eski bile olsa) yine de yeni sayılır. Avrupa'ya ilk çay, 1610 yılında, o sırada henüz sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan 'Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası'nın bir gemisiyle gelmiş. Buzlu çay ise, 1904 yılında 'Saint Louis EXPO'sunda icat edilmiş.

Çay tiryakiliği yükseliyor

Kim bilir kaç kez Rize'ye gittim ve kim bilir kaç çay fabrikası gezdim. Rizeli halalardan 'blend' çay tarifleri bile aldım; yani hangi çayın hangisiyle harmanlanması gerektiğini öğrendim. Kuşkusuz onlara, 'Blendiniz ya da kupajınız nedir?' diye sormadım, ağır bir küfür işitmemek için; ama bardağımdaki mis gibi çayların ifadesini almayı da ihmal etmedim. Yine de diyebilirim ki ben, 'en iyi harman' hangisi bulabilmiş değilim. Ancak dünyada durum böyle değil. Çünkü çay gurmeliği ile çay tiryakiliği başa baş yükseliyor. New York, Paris ve Londra'dan sonra Berlin'de de, dört yüzden fazla çay çeşidini meraklılarına sunan hayli pahalı 'çay dükkanları' var artık...

Çin ve Hindistan önde

Dünyadaki çaylar tamamen geldikleri, üretildikleri bölgelerle anılıyor, tanımlanıyor. Hatta bu yüzden bazen kıyamet koptuğu da oluyor. Örneğin İngiltere'de meraklıları, 180 yıla yakın süredir Hindistan'ın Assam eyaletinden gelen onlarca değişik çayda, yeni renkler ve kokular aramak konusunda çok istikrarlı. 1830'lu yıllarda İskoçyalı bir diplomat olan Robert Bruce tarafından keşfedildiğinden beri, Hindistan'ın kuzeydoğu vilayetlerinden Assam bölgesinin çayı, İngiltere'de en çok sevilen çaydır. Aristokrasinin 'beş çayı' keyfinin vazgeçilmezi yani... Daha kokulu olanını arayanlar ise, üzerinde 'Ceyloon' yazan Seylan çayını tercih ederler ve Sri Lanka'dan gelen hemen her çay da bu adla anılır. Assam ise, siyah Seylan çaylarından biriyle bergamot yağının özel uyumunu yansıtır. Yani 'earl grey' tadını...

İngiliz kahvaltı çayı

Yurtdışı kahvaltılarında demlenmiş çay yokluğunda yapıştığımız 'English breakfast' tarifinde, 'içinde mutlaka Seylan olmalı' diye yazıyor; ama son zamanlarda içtiklerim öyle kötü kararıyor ki açıkçası insan emin olamıyor. Aroması şeftaliyi andıran 'formosa' türüyle mis gibi yasemin kokan ve tadı biraz da yeşil çayı andıran 'jasmin' de, farklı lezzetler arayanlar için iyi seçenekler. Çay gurmeleri ise, büyük yapraklı 'suçong'u ve bitkinin yeni filizlerinden yapılmış 'pekoe'leri ayrı ayrı tadıp yorumlayabiliyorlar...

Parfümü bile var

Bu arada yeni 'coğrafi işaret' alan Darjeeling üreticileri ise, farklarının fark edilmesi derdindeler... Bu çay Nepal yakınlarındaki dağların doruklarında yetiştiriliyormuş. 'Çayların şampanyası' da denilen Darjeeling'in tadı, misket üzümüne ya da Frenk üzümüne benzetiliyor. Ben açıkçası bizde de son dönemde üretilen yarı-tatlı şarap tadı aldım. Nepal'in en pahalı çaylarının yetiştiği 'Sungma Çay Bahçesi'nin yöneticisi K. Jha, geçenlerde yaygın televizyon kanallarındaydı... Jha'ya göre Darjeeling diye satılan çayların çoğu Darjeeling'de yetişmiyordu. Yabancı toptancılar, çoğunlukla, buranın gerçek çayıyla daha kalitesiz çayları harmanlayıp Darjeeling adıyla pazarlıyorlarmış. (Bazı zeytinyağcıların yaptığı gibi...) Avrupa Birliği bu yıl, harmanlanmış çaylarda Darjeeling adının kullanımının aşamalı olarak kaldırılmasını kararlaştırmış. Coğrafi işaret fevkalade iyi bir şey... Örneğin, sadece Fransa'nın Cognac kenti ve çevresinde üretilen konyaklarda bu isim kullanılabiliyor. (Tekel zamanında cep 'kanyak'larını anımsayanlar olacaktır. Konyak değil kanyak!) Cognac Belediye Başkanı'nın 300 yıl önce almayı başardığı/akıl ettiği coğrafi işareti, Darjeeling üreticileri ancak 2012'de alabildiler. Meraklısına bilgi verelim: Hindistan, yıllık 1 milyar kiloluk üretimiyle, dünyada en çok çay üreten ülke... Ama Darjeeling bunun sadece yüzde birini oluşturuyor ve bu bölgenin de 87 ruhsatlı çay bahçesi var. Yerel uzmanlara göre her yıl ortalama 9 milyon kilo çay üretiyorlar ve genişleme potansiyelleri ise neredeyse sıfır. Bu yüzden yerel çay yetiştiricileri, her yıl küresel piyasada neredeyse 40 milyon kilo çayın Darjeeling diye satılmasına kızıyorlar, haklı olarak... Bvlgari bile, son çıkardığı parfümünde bu çayın kokusu olduğunu söylüyor.

Bizimkilere dersler

Baştan söyleyeyim, devlet de, özel sektör de çaydaki zenginliğimizi anlatmıyor, anlatamıyor... Yazımı hazırlarken, çaydaki tatbilirliğimiz hangi aşamada diye, memlekette tüketilen çayın yüzde 65'ini üreten Çaykur'un web sitesine girip baktım. Çoğu bildiğim, severek içtiğim; hatta yurtdışındaki meraklı arkadaşlarıma armağan ettiğim çaylar... Hele Hemşin çayını, kimse kusura bakmasın, hiçbir çaya değişmem. Keza '42 nolu Tirebolu' da öyledir ve Türkiye'nin en batı noktasının çayıdır. Ayrıca 'yayla çayları', Uzungöl, Ovit, Kafkasör de öyle... Hemen hepsini tatmışlığım vardır. Elin adamı böylesi ürünler için uzun uzun tarifler; gurme özellikler; kokusunu, aromasını anlatan ayrı ayrı detaylar; her bir çay için demlenme süreleri ve dahi nasıl içileceğine dair tekmil veriyor. Bizde ise durum ortada... Diyarbakır çayı mesela, daha çok Güneydoğulu yurttaşlarımızın ağız tadına uygunmuş; ama hangi hasadın ürünü, fabrikada nasıl işlenmiş de bu özelliklere kavuşmuş, belli değil. Bu zengin çay kültürümüzü ve birikimimizi tanıtmamız gerekmiyor mu? 

Bizim kadar çay şiiri olan yok

Emin olun, bu kadar zengin çay yelpazemizi dünyaya anlatabilsek, sadece Rize'yi görmeye binlerce turist gelir. Çay demleme faslı deyince, akan sular durur bizde... İnce belli cam bardak keyfi üstüne şiirler yazılır. Attila İlhan, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Cemal Süreya çay üstüne onlarca dize yazmıştır. 'İki çay söylemiştik orda biri açık / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...' diyen Cemal Süreya... 'Bir ilimiz var Rize / Durup dururken bir bardak çay sundu bize...' diyen Bedri Rahmi...  
Japonlar'ın da çay üzerine yazılmış 'haiku' dedikleri kısa şiirleri var, ama bizim kadar çay üzerine şiir yazılmış bir başka memleket zor bulunur...
 
KAYNAK: AKŞAM

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri