Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 28.06.2012

Diyet Tedavileri

Prof. Dr. Ayşegül Tokatlı
Modern dünyada zorlu çalışma koşulları  içinde  günlük yaşantının “nefes alındığı dönemleri” olarak nitelendirilebilecek tatiller hepimiz için iple çekilen günlerdir.  Her türlü gereksinimimizin başkaları tarafından karşılandığı, ”işler mutlaka yetişecek, -bu arada- ne yenecek?” gibi  günlük dertlerde azade  tatil günlerinin bir güzel özelliği de yediğimiz içtiğimizin önümüzde olmasıdır. Tatil köyleri, oteller misafirlerine  dinlenmeleri için en güzel imkanları sağlamaya çalışırken onların beslenmesini onların en sevdiği yiyeceklerle sağlamak için de uğraşır durur. Sağlıklı olabilmek için diyet tedavisi almak zorunda olan  kişiler, bu hizmet sektörü onları yok saydığı için bu mekanlarda  tatil yapamayacak mı? Gerçekten bireye  önem veren toplumlarda  hiçbir sektör yaşamı boyunca diyet yapak zorunda olan kişileri yok saymaz, görmezden gelemez. Ama bizim ülkemizde üzülerek söylemek gerekir ki  diyet tedavisi uygulaması gereken kişiler   yeme- içme sektörünce  gözden kaçırılıyor. Kimdir bu diyet tedavisi uygulaması gereken kişiler? Toplumda diğerlerine göre daha  iyi bilinen çölyak hastalığı olanlar, kalıtsal metabolizma hastalığı olan bireyler  yaşam boyu diyet tedavisi uygulaması gereken kişilere örnek olarak verilebilir.

Çölyak Hastalığı
Çölyak hastalığı halk arasında adı pek bilinmeyen bir hastalıktır. Bir çok kişi karın ağrısı ve şişkinlik diye geçiştirdiği şikayetlerin, çölyak hastalığı belirtisi olduğunu bilmeden yaşamına devam etmektedir. Çölyak Hastalığı (gluten enteropatisi ) bir ince bağırsak allerjisidir. Gluten adı verilen proteine karşı gösterilen hassasiyet sebebiyle gelişir. Çölyak hastaları buğday, arpa, çavdar ve bir dereceye kadar da yulafta bulunan ve gluten adıyla bilinen proteine tahammül edemezler. Çölyaklı hastalar gluten içeren yiyecekler yediğinde, onların bağışıklık sistemleri ters etki gösterir ve ince bağırsaklara zarar verir. Özellikle çok küçük ve parmak şekline benzeyen villus olarak adlandırılan ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar düzleşir ve görevini yapamaz hale gelir.
Çölyak hastalığı bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus denilen yapıların bozulmasına neden olur. Bu sebeple besinlerin ince bağırsakta emilmesini önleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim hastalığıdır. Kişi ne yerse yesin, sağlıklı beslenemez.
Çölyak hastalığı olan kişinin ailesinde bu hastalığın çıkma ihtimali yüksektir. Bazen bir ameliyat, çocuk doğumu, gebelik , viral enfeksiyon veya şiddetli duygusal stresten sonra Çölyak hastalığı kişinin hayatının her hangi döneminde ortaya çıkabilmektedir. Çölyak bazı kişilerde çocukluk, bazılarında ergenlik, bir kısmında ise orta yaş grubunda Yalnız ortaya çıkabilmektedir. Yalnız en çok sekiz ile oniki aylık çocuklarda, ve otuz ile kırk yaş arasında ortaya çıkmaktadır. Çölyak hastalığı olan kişiler gluten içeren buğday, arpa, çavdar ve  yulaf içeren gıdaları asla tüketmemelidir.

Kalıtsal metabolizma hastalıkları
Bu hastalıklar  adında da anlaşılacağı gibi kalıtsaldır. Kalıtsal metabolizma hastalıklarının tamamına yakını, çekinik genle kuşaklar boyu aktarılan  hastalıklardır. Özellikle akraba evliliklerinin yüksek oranda  ( % 23 ‘e varan sıklıkta ) olduğu ülkemizde  aynı hastalığı taşıyan bireylerin karşı karşıya gelme olasıığı çok yüksektir.  Anne ve babanın aynı hastalığı taşıdığı çiftlerin her doğacak çocuklarında   bu taşınan hastalığın ortaya çıkma olasılığı % 25 ,  taşınma ihtimali ise % 50 dir.  Toplumumuzda   çok uzun zamanlardır akraba evliliklerinin yapılıyor olması , taşıyıcı olma ihtimalinin daha yüksek olasılık olması sonucunda hastalık toplumda yayılmış, bu nedenle akraba olmayan bireylerin evliliklerinden de hasta bireyler doğmaktadır.   Bu nedenlerle  kalıtsal metabolik hastalıklar bizim ülkemizde diğer toplumlara göre çok daha yüksek sıklıkta izlenmektedir. Bu sözü edilen kalıtsal metabolik hastalıklar nelerdir? Kalıtsal metabolik hastalıklar çok çeşitlidir, bu hastalıkların pek çoğunda da diyet tedavisi tedavinin esasını oluşturur. Ancak protein kısıtlamasını gerektiren hastalıklara örnek olarak fenilketonüri verilebilir.

Fenilketonüri nedir?
Bu hastalıkla doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir amino asidi metabolize edemezler, sonuçta kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış olan fenilalanin ve onun artıkları çocuğun gelişmekte olan beynine zarar verir ve çocuğun ileri derecede zeka özürlü olmasına neden olur. Bu kişiler yenidoğan döneminde  hasta olduğu saptanarak yaşam boyu proteinden kısıtlı diyet  aldıkları takdirde tamamen normal zekalı olacaklardır.

Tedavi  beyin dokusunun en hızlı geliştiği hayatın ilk 10-12  yılı boyunca  çok  iyi şekilde uygulanmalı ve  yaşam boyu sürmelidir. Düşük proteinli diyetin  özel ürünler olmadan sürdürülmesi  bebeklik yaşında mümkün değildir. Bebeklik döneminden sonra da  fenilalanin içermeyen formülalar protein kaynağı olarak tüketilmeye devam edilecektir ve tüm yaşam süresince bu ürünleri kullanmak gerekir. Büyük çocuk ve yetişkinlerin  bir anlamda tıbbi vejeteryan olmaları gereği olarak değerlendirilebilecek bu hastalıkta bitkisel protein kaynağı olan tahıllar ve baklagillerin tüketimide mümkün olmamaktadır. Ancak  günlük enerjinin sağlanabilmesi, doygunluk sağlanması için diyette bulunan  ekmek ve benzeri bitkisel protein kaynaklarının kullanımı da vücuda fenilalanin girişine neden olacağı için  bu ürünlerin düşük proteinli undan  yapılması gereklidir. Ayrıca unlu mamullerin üretiminde her zaman kullanılan süt, yoğurt, yumurta gibi hayvansal protein kaynakları üretilen gıdanın fenilalanin miktarını arttıracağı için  düşük proteinli undan mamül ürünler üretilirken kullanılamazlar. Diğerlerine göre sık izlenen ve dünyada fenilketonüri hastalığının izlendiği ülke Türkiye olduğu için  fenilketoüri örnek olarak seçilmiştir ama pek çok kalıtsal metabolik hastalık benzer şekilde proteinin çok kısıtlandığı diyeti yaşam boyu uygulamak zorundadır.

Bu örneklerde olduğu gibi  özel diyet tedavisi uygulanması gereken hastalığı olan bireylerin yeme içme sektöründe artık  dikkate  alınma zamanı gelmiştir. Bu grup hastalıklar sağlıklı insanların tükettiği diyet ürünlerinin modifiye edilerek  tüketildiği diyabet veya   lipit yüksekliği gibi hastalıkların diyet tedavisinden  ayrı tutulmalıdır. Konaklama ve yeme-içme sektörünün yapacağı asgari hizmetin, bu tür hastalıklar için  kullanılmakta olan özel ekmekleri temin edebilmeleri, personellerini bu konuda bilinçlendirmeleri, turizme çok önem veren ülkemizde bu farkındalık hizmet kalitesini artıracaktır

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.