Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 02.12.2011

Zıtlıkların Lezzeti, Bereketin Simgesi Aşure...

Öğr. Gör. A.İ.B.Ü Mengen Meslek Yüksekokulu Aşçılık Programı Zühal ÖZDEMİR
Telefonla konuşurken bir şeyler yiyip içen ve ne yediklerini de ballandıra ballandıra anlatan kişiler dünyanın en samimi insanlarıdır bana göre. Bu tür sohbetler hem iştahımı açar hem de yenilen yemek, gidilen mekan merakımı gıdıklar. İşte bu yazı da bu tür bir telefon görüşmesinin sonucu ortaya çıktı. Yakın bir arkadaşım eski eşinin ‘hayrına’ gönderdiği aşureyi hırs ve öfkeyle yedikten sonra, yaramaz bir çocuk sesi ile ‘ama güzel yapmış’ deyince gülsem mi üzülsem mi bilemedim. 27 yıllık bir evlilik kanlı bıçaklı bitmesine rağmen, neydi o aşurenin gönderilmesine neden? Eski eşin bu nazik davranışı, toplum tarafından aşure gününe yüklenen anlam ve önemi özetler sanıyorum. Çocukluğumuzdan beri evimizde aşure pişer ve aşure günü ile alakalı çeşitli rivayetler duymuşuzdur ama tarihsel açıdan incelediğimde aşure gününün önemli bir manevi ritüel olduğu kanısındayım. Sadece biz Türkler için değil başka ülkelerde de aşure benzeri tatlılara yüklenen anlam da genellikle bereket üstüne (Çin’de ba bao zou, İngiltere’de plum pudding gibi). Konuyla ilgili kısa bir bilgi vererek merakı gıdıklananlar için yararlanılabilecek kaynakları listeliyorum.

Alimlerin çoğu, Arapça kaynaklarda tam olarak "Aşûra" şeklinde geçen bu kelimeyi, on sayısı ile ilgili olan "aşr" ve "aşir" veya develerin güdülmesiyle ilgili "ışr" kökünden türemiş bir kelime olarak kabul etmektedir. Müslümanlarda kamerî takvim esas alındığından, Muharrem ayının 10. günü aşure günüdür. Temel İslam Tarihi kaynaklarında, ağırlıklı olarak, bu günün kutsallığına işaret eden olaylar, Hz. Adem'in tevbesinin bu günde kabul edildiği, Nuh (as) 'un gemisinin bu günde Cudi Dağı tepesine oturduğu ve inananların kurtulduğu, bu sebeple şükür orucu tutulduğu, Hz. Musa ve İsrailoğulları'nın, Firavun'un zulmünden bu günde kurtuldukları yönündedir. Sanıyorum bizlere en çok anlatılan hikaye Nuh Tufanı ile ilgili olandır. Tarihçi Süheyl Ünver de bu gün hakkında "Aşure bize an'ane ile gelmiştir ve bunun söylentisi şöyledir: Nuh'un tufan çekilip de rivayet olunan yere inince yiyeceklerin hepsinden birer miktar kalmış, acıkmışlar, ne yapalım diye sormuşlar: Hepsini bir araya koyun pişirin denmiş; işte aşure bu imiş, her sene Muharrem'in onundan sonra Sünni ve Hanefi olan memleketimiz halkınca pişirilir, an'anenin bu devamı bir adet olmuştur" ifadelerini kullanmıştır.

Osmanlılar dönemi boyunca da aşure öncelikle saraylarda, vakıf ve imaretlerde yapılmış halka dağıtılmıştır. Evlerde ise her aile 10-17 Muharrem haftası içerisinde mevsim imkanlarına göre zengin malzemeli aşure pişirmiş ve yoksullara, komşulara, eşe, dosta dağıtmıştır. Günümüzde ise bu geleneğin aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hala varlığını sürdürmesi oldukça sevindirici. Kâdirîhâne’de aşure dağıtılırken söylendiği gibi ‘yiyenlere şifa, yiyemeyenlere nasib olsun. Aşure tadında uğurlu ve bereketli günler geçirmeniz dileğiyle…

Bibliyografya
Baş, E. (2004). Aşure Günü Tarihsel Boyutu ve Osmanlı Dini Hayatındaki Yeri Üzerine Düşünceler. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (1), 167-190.
Işın, P. M. (2008). Gülbeşeker, Türk Tatlıları Tarihi. YKY Yayınları, İstanbul.
İşli, H. N. (2002). Kâdirîhâne’de Aşûre. Yemek Kitabı, Tarih- Halkbilimi-Edebiyat (Haz.M. Sabri Koz). Kitabevi Yayınları, İstanbul.

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.