Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 28.11.2011

Hangi gıda, hangi helal?

Yazar Mehveş Evin

Mehmet Görmez, alıştığımız Diyanet İşleri Başkanları’ndan farklı bir portre çiziyor. Mesela aile içi şiddete karşı Cuma vaazları verdiriyor.
Görmez, şimdi de “helal gıda”ya el atmış. Afyonkarahisar’da, bir grup ilahiyatçı ve “gıda ve genetik alanında önemli isimler”le biraraya gelerek görüş alışverişinde bulunmuş. (Kimmiş bu önemli isimler? Belli değil.)
Başkan, helal gıdayı “yüksek kaliteyi temsil eden bir marka” olarak güncelleştirmeyi önermişÖ Dahası, Müslümanların azınlıkta yaşadığı ülkelerin ticari olarak fethedilmesivurgusunu yapmış.
“Fethetme” kavramını sorunlu bulsam da helal gıdanın, bir ticari değer olarak tartışılmasına karşı çıkacak değilim.
Ne de olsa Müslüman dünya, tıpkı faizsiz bankacılık gibi, modern hayata uyum sağlamak için yeni kurallar geliştirme arayışında.
Tabiatın dengesi bozuluyor
İlginçtir, toplantıda helal gıdayla birlikte genetiği değiştirilmiş ürünler de masaya yatırılmış.
Bakın neler demiş Görmez:
“İnsan sağlığı, nezahati dikkate alınmaksızın tabiatın dengesini bozacak müdahalelere girilmektedirÖ Nimetlerin yapısı ve safiyeti ile oynanmakta, tohumlar değiştirilip asli hüviyetlerinden uzaklaştırılmaktadırÖ Bu tahrifatın meydana getireceği etkiler ise şimdilik tahminlerin ötesinde kalıyor.”
Ne var ki gıda güvenliği meselesi, sadece genetiği değiştirilmiş ürünlerle sınırlı değilBarajlar “helal” mi?
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında derelere yapılan baraj ve HES’ler, suları zehirleyip kanser patlamasına yol açan termik santraller, siyanür kullanılan çıkartılan madenler birbiri ardına, kontrolsüzce inşa ediliyorÖ
Enerji adına yapılan bu hamleler, söz konusu bölgelerde tarımı, yaşamı bitiriyor. Diyanet Başkanı, madem “tabiatın dengesi”ne, üretim ve tüketim ahlakına vurgu yapıyorÖ
Merak ediyoruz. Barajlarla, madenlerle, santrallerle donatılan topraklarımızda “helal gıda”dan bahsetmek mümkün müdür? Su hakkının hiçe sayıldığı bir ülkede hangi gıdanın, hangi helalliğinden bahsediyoruz?
Görmez, hazır GDO’lu ürünlere el atmışken bir de bu konuları değerlendirse iyi olurÖ
Bilim insanlarının ve halkın ne dediğine aldıran yok çünkü.“
MISERABLE” BİRLİK GDO’YU FRENLİYOR
Diyanet İşleri’nin insan sağlığı ve tabiatın dengesine yaptığı önemli vurguya ben de katkıda bulunayım:
-Ülkemizde GDO’lu ürünlerin üretimi henüz yasak, bu da AB müzakereleri sayesinde frenlendi. Hani şu “miserable” birlik var ya, o işte. GDO’lu ürünler, denetime tabi olarakülkemize giriyor, kullanılıyor.
-Hatırlarsanız Wikileaks belgelerinde, Amerikan GDO lobisinin ülkemizdeki çalışmaları yer almıştı. Kimsenin yalanlamadığı bu lobinin neticesinde yerli tohum satışı yasaklandı.
-Görmez’in bahsettiği, “tohum tahrifatının etkisi”ne dair bilimsel araştırmalar da var. GDO’lu ürünler, biyoçeşitliliği yok ediyor. Ayrıca işlenmiş gıdalarda kullanımı, bazı araştırmalara göre alerjiden tutun kansere, pek çok hastalıkla bağlantılı.
-Ancak “GDO’lu ürün olmazsa aç kalırız” baskısıyla, gıda tekelleştiriliyor, özel sektörün insafına bırakılıyor.
GDO NEYDİ?
-Bir canlının genetik özelliklerinin, kopyalanarak başkasına aktarılması sonucu üretilen yeni canlıya “GDO” (genetiği değiştirilmiş organizma) deniyor. (NTV Bilim, 2010)
-Konya Ziraat Odası’na göre ülkemize sekiz yıldır GDO’lu ürünler giriyor.
-Hazır gıdalarda, etikette aksi belirtilmemişse GDO’lu ürün kullanılıyor. GDO’lu soya; sucuk, salam, sosis ve etsuyu tabletlerindeÖ Ayrıca fındık-fıstık ezmesi, çikolatalı ürünler, unlu mamüller, süt tozu, hazır çorbalar, hayvan yemlerinde kullanılıyor.
- GDO’lu mısır, nişasta bazlı gazoz, kola, meyve suları, mısır yağı, bebek mamaları, hazır çorba ve hayvan yeminde var.
MİKİ MASKESİ
-Çağdaş Sanat Fuarı “Contemporary İstanbul”u dört günde toplam 47 bin kişiziyaret etmişÖ Gerçekten de hafta sonu Lütfi Kırdar, ailelerin, sevgililerin, arkadaşların gezdiği bir şenlik havasındaydı. 
-Genç Türk sanatçıların işleri kadar İranlı, Ermeni, Arap ve Suriyeli sanatçıların eserleri de dikkat çekiciydi. Farklı coğrafya ve kültürün, sanata ne kadar farklı, çarpıcı katkıları oluyorÖ
- İranlı Samira Eskandarfar’ın yağlı boya “Miki Maskesi” serisini, Hamidreza Jadid’in “Ismarlama Sufiler”ini incelerken aklımdan geçti: Türk çağdaş sanatı cinsellikle, tarih ve kültürleilgili çok tabuya dokundu. Ama dinle, dinin yaşamdaki yeri ve “kadın” meselesiyle ilgili daha söylenecek çok söz var. Aforoz edilme pahasına.
Milliyet Gazetesi

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.