Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 02.11.2011

İspanya'da pedal çevirmek

Miiliyet Cadde / Yazar Tijen Mergen
Uzun süredir seyahat edemiyorum,  malum medya  bu ara çok hareketli, bir de iş değişikliği, Nisan’da ancak siftah edebildim. Öyle bir seyahat tercihi yapmışım ki, sınırlarımı bu sefer hiç bilemedim. Merakım hep var, mümkün olduğunca seyahatlerimde bisikletle gezmeyi çok seviyorum. Eh kendimi de tecrübeli kabul ediyorum, “Güney Hollanda’yı tam bir hafta bisikletle dolaşmışım, Fransa’da şarap bölgesini bisikletle gezmişim, düzenli spinning de yapıyorum, bir bisiklet seyahati neden olmasın?” diyerek, bu konuda oldukça iddialı arkadaşım Zeynep’in peşine takılıp Costa Brava’da, Barcelona’ya 1.5 saat mesafede, Girona yakınlarında, Giverola Otel’e bisiklet kampına gidiyorum.
Yola çıkmadan iki hafta önce Zeynep arıyor, kıyafet ve klipsli pedal kullanımı konusunda beni uyarıyor. O zaman bir şeylerin ters gittiğini anlıyorum. Ben hep normal kıyafetlerle bindim bisiklete, nasıl özel yani... Klipsli pedal da ne demek! Arkadaşım “Gel bende bir dene” diyor. İkinci dakikada ayaklarımı pedallardan kurtaramayarak külçe gibi düşüyorum. Korku diz boyu ama bir kere yola çıkmışız, dönüş yok... Grubumuz 11’i erkek 13 kişi; kimi milli bisikletçi, kimi triatlet, hatta aralarında bu sporun en uzun ve zorlu dalı olan Demir Adam (Iron Man) yarışlarında koşanlar var. İkinci şoku da İspanya’ya gelip kendimi sadece Almanca konuşulan bir ortamda bularak geçiriyorum. Hayalim bir seneden fazladır öğrenmeye çalıştığım İspanyolcamı kullanmaktı ama hocaların da ziyaretçilerin de çoğu İsviçreli. Ağır Alman aksanlı İngilizce dinliyorum bol bol.
Otelimizin yeri muazzam. Dimdik kayalıkların tepesine oturmuş, bembeyaz kumsallara ve bizim Akdeniz kıyılarından alıştığımız turkuaz rengi denize tepeden bakıyor. Tabii klipsten ve Almanca’dan sonra üçüncü şok, “Dimdik yamacın tepesindeki otele her gün nasıl döneceğim?” sorusu... Her gün en az 4 kilometre yokuş çıkmak gerekecek. Gözüm etraftaki güzellikleri göremiyor. Hemen bisikletimi alıyor, kimseye görünmeden   viteslere ve klipse alışmaya çalışıyorum.
Otelde, her tür spor imkanı var, ama aslen İsviçreli BikeHoliday (www.bikeholiday.ch) adlı şirketin işlettiği bir bisiklet kampı. Otelde yüzlerce bisikletçi var, farklı tecrübe düzeylerine göre gruplara ayrılıyor ve sabah 9-9 buçuk gibi herkes kendi grubuyla yollara çıkıyor. Gruplar için gün gün hazırlanmış farklı parkurlar var, akşamsa yine aynı noktaya dönülüyor. Sabah yola çıkmadan önce herkes öğle yiyeceğini ve diğer ihtiyaçlarını üzerinde ismi yazılı çantalara koyup arabalara veriyor, öğleye kadar hiç durmadan bisiklet sürüyor. Arabalar öğle mola verilecek yerde sizi bekliyor, piknik şeklinde yemekler yeniyor, genelde öğleden sonra 3’te otele dönülmüş olunuyor. Dinlenmek için açık-kapalı havuz, deniz, sauna, hatta masaj alternatifleri var. Akşam yemekleri ve kahvaltı açık büfe ve oldukça zengin. Bizim grup bu otele 6 senedir geliyor, en önemli nedenlerden biri de mutfağı.
Akşam sofrada şaşırıp kalıyorum, ‘Demir Adamlar’ın muhabbeti kadın sohbetlerinden çok uzak değil. İlk akşam kuaför ve bacak konuşuluyor, sonrasında da pilav mı yemek daha doğru makarna mı? “Glüten almalı mı almamalı mı?” üzerine tartışma. Tabii Lambada ile başlayan geyik muhabetlerine artık burada girmiyorum.
Akdenizin turkuaz rengi koyları
İlk sabah doğal olarak acemilerin olduğu en alt gruba gidip adımı yazdırıyorum. Zeynep de bugün bizimle, bir de Fransız bir kız var grupta. Bu işi hızlıca öğrenip üst gruplara geçmek gerek. İlk bir saat çok zor geçiyor. Sadece ben değil, bisikletin viteslerinden gelen seslere hoca da panik oluyor, beni doğrudan arkasına alarak önce vites kullanmayı öğretmekten başlıyor. Yavaş yavaş her şeye alışıp işin keyfini çıkarmaya başlıyorum. Etraf baharın ilk günlerinin verdiği taze yeşilliklerle ve rengarenk çiçeklerle kaplı. Nefis bahar kokuları içinde sapsarı çiçek tarlalarının yanından geçiyorsunuz. Ha bire yokuş inip   çıkarken karşınıza Akdenizin turkuaz rengi koyları çıkıveriyor. Tabii arada kamyonlarla da yan yana giderken buluyorsunuz kendinizi, ama sizi birey olarak görüyor, yavaşlıyor ve korna çalıp yüreğinizi   ağzınıza getirmeden sessizce geçip gidiyorlar.
Bahar havasında yürüyüş
Mesafeler her gün biraz daha artıyor. Program belli ama arzuya göre daha uzun veya daha kısa parkurlar düzenlenebiliyor. İlk gün bizim acemi grubun hedefi 73 kilometre. Toplam bin 245 metre tırmanış var. 9’da yola çıkıp, 2.5’ta otele dönüyoruz. Eh havuz başında güneşlenmeyi hak ediyoruz. 2’nci günkü     85 kilometre ve bin 200 metre tırmanış hedefimizi de hakkıyla tamamlıyoruz. 3’üncü gün dinlenmeye ayrılıyor. Tabii bizim ‘Demir Adamlar’ durmuyor, bense sabahın erken saatlerinde güzel koyların tepelerinde, nefis bahar havasını içime çekerek yürüyüşümü yapıyorum. Öğlen otele 45 dakika mesafede St. Feliu De Guixol’de deniz kıyısında La Taverna del Mar Restoran’da nefis bir ziyafet çekiyoruz. Michelin Kataloğu’nda yer alan restoranın fiyatları ucuz değil, kişi başı 100 euro ama manzara, lezzet ve çeşit müthiş.
4’üncü gün bizim uzun etap Bruniola Kilisesi’ne gidip dönmek.         4.5 saatte tam 102 kilometre ve bin 600 metre tırmanıyoruz. Kendimle çok gurur duyuyorum derken ‘Demir Adamlar’, St. Hillary ve Coll Formic tırmanışlarının da bulunduğu 203 kilometre ve 2 bin 700 metre toplam çıkışı olan ve 7.5 saat süren bir etabı tamamlıyorlar. Yani benim 102 kilometre hava civa.
Son gün “St. Grau’ya, 70 kilometre gideceğiz” diyorlar, 102 kilometreden sonra burun kıvırıyorum, ama daha yola çıkar çıkmaz durumu anlıyorum. Tam 1 saat 15 dakika hiç durmadan tırmanıyoruz. Artık gerçek bisiklet sporu neymiş gayet iyi biliyorum. Öğleye kadar parkuru tamamlıyoruz ve Restoran Rem Vell’de yine harika bir ziyafetle seyahatimize lezzetli bir nokta koyuyoruz. (Kişi başı 40 euro civarı, şarap dahil)
Döndükten sonra artık yaptığım spor yetmiyor, beraber gittiğim deli arkadaşlarıma yetişemem ama seneye de bu kampı tekrar yapacağımı hissediyorum. Demir Adamlar’ı sorarsanız; temmuzda İsviçre, Almanya ve Kanada’da yapılacak yarışmalara hazırlık amacıyla günde 6 saat bisiklet, 1-1.5 saat koşu, ardından yüzme antrenmanlarını tamamlamak üzere havuzun yolunu tutuyorlar.
Ulaşım:İstanbul-Barcelona, Barcelona-İstanbul uçuş+Giverola-Barcelona arasında araba yolculuğu
Konaklama:Club-Hotel Giverola, 7 gece+bisiklet kirası  2 bin TL.
Ulaşım:THY ile gidiş-dönüş uçak bileti 850 TL

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.