Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 01.11.2011

Yaylaların şarabı

Mehmet Yalçın
Elmalı’nın 1100 metre rakımlı serin bağlarından dünya çapında şaraplar çıkmaya başladı. Likya’nın yeni şarapları, şarapçılığımızda bir yıldızın doğuşunu müjdeliyor.
 
Şarap tesislerinde hiç görmediğim türden bu dev oda nedir? Meyve ticareti için soğuk hava deposu mu yaptırdınız?
- Hayır... Bağlardan gelen kasalı üzümler burada artı 5 dereceye kadar soğutuluyor, sonra işleme giriyor.
- Peki dışarıdaki frigofirik kamyon neydi?
- O da 15 kilometre ötedeki bağdan üzümün soğuk soğuk gelebilmesi için...
Bu diyalog önceki hafta Likya Şarapları’nın genç kurucusu Burak Özkan’la aramızda geçti. Antalya’nın Elmalı ilçesinde deniz seviyesinden 1.100 metre yükseklikte bağların içinde kurulu şaraphane, önce mimarisiyle şaşırtıyordu. Kuzey rüzgarlarını alacak şekilde inşa edilen koca bir bina yamacın içi oyularak yapılmış, böylece doğal serinlik iki yönden sağlanmıştı. Binanın girişi, bir Likya kral mezarı biçimindeydi. İçeri girince gördüklerinize şaşırıyordunuz.
Likyacılar binanın içini şarap ‘fabrika’ları  gibi devasa değil, küçücük çelik tanklarla doldurmuşlardı. Hemen her parselin üzümünü ayrı ayrı şaraba işliyorlardı. Türkiye’de ikinci üreticisi oldukları Pinot Noir üzümünün şarabı için Burgonya’daki gibi üstü açık küçük bir tank yaptırmışlardı. Fıçı salonu ise tamamen yalıtılmış, soğutmalı ve nemli bir bölmeydi.
Şaraphaneleri, tarihi şarap kentine 16 mil mesafede
Üzümler şampanya yapımında kullanılan çok hassas preslerde sıkılıyor, pompalama yapılmadan şıra doğal akış yöntemiyle fermantasyon tanklarına alınıyordu. Böylece oksidasyon ve hırpalanma riski azaltılıyordu.
İngiltere’de şarap eğitimi gördükten sonra 2000 yılında bağları diken, 2007’de de tesisi kurup Likya markasıyla üretime geçen Burak Özkan, ailenin büyük oğlu ve şarap işinin lideri. Babası Finike’nin ilk portakal ihracatçısı Tarık Özkan ise yoğun işlerinin arasında bağlarla ilgileniyor, ailenin ziraat birikimini bağcılığa taşıyor. Küçük kardeş ziraat mühendisi Doruk Özkan da hem bağların zahmetli bakımlarını hem de pazarlama çalışmalarını yürütüyor.
Likyacılarla sıcak bir Antalya günü Elmalı yaylasında buluştuk ve önce Kandilzade Hasan Sıtkı Bey Konağı’nda bir öğle yemeği yedik. Elmalı Kültür ve Dayanışma Derneği’nin işlettiği bu tarihi konakta ev hanımlarının leziz yemeklerini tattık, nohutlu terbiyeli tavuk çorbasıyla başlayıp keçi eti yahnisine, oradan bol tereyağlı un helvasına uzanarak damağımızın pasını sildik. Özkan ailesinin Elmalı’daki etkinliğini de görme şansına kavuştuk. Narenciye ticaretinin yanı sıra benzin istasyonları da işleten Özkanlar, dindarlığıyla bilinen ilçede şaraba hoşgörüyle bakılmasına önayak olmuşlardı. Tarık Özkan “Çoğu hemşehrimiz artık bir yere giderken hediyelik olarak Likya şarabı götürüyor” diyordu. Burak Özkan da “Şaraphanemiz Likyalıların ‘Oenoanda’ dedikleri şarap kentinin kalıntılarına sadece 16 mil mesafede. Şarap üretimimiz sayesinde bu tarihi mirasa da sahip çıkıyoruz. Şaraplarımızın isimleri ve etiketleri de bu mirastan izler taşıyor” diye ekliyordu.
Kalitenin sırrı, gündüz ve gece sıcaklıkları arasındaki fark
Arycanda ile Kızılbel serileri altındaki şaraplarının ilk rekoltelerini 2007 hasatından yapan Likyacılarla henüz piyasaya çıkan bir üst serilerini, 2010 rekoltesinden yapılan Likya Vineyards’ları tadıyoruz. Bu gruptaki iki beyaz, Sauvignon Blanc ve Fume Blanc firmanın diğer beyazlarına göre daha meyvemsi ve taze. Yüksek alkollere eşlik eden diri asidite, şarapları Likya’nın diğer beyazlarından daha canlı kılmış. Ama asıl sürpriz kırmızılarda: Viyana’daki AWC yarışmasından altın madalya ile dönen Cabernet Sauvignon ile gümüş alan Merlot, Pinot Noir, Şiraz ve Boğazkere çok ilginçler. Cabernet derimsi ve füme, damakta güçlü tanenlere canlı bir asidite eşlik ediyor. Pinot Noir ise sadece 700 şişelik bir üretim; mürdüm eriği, kızılcık ve iğde kokulu. Damakta yoğun ve dolgun, zarif izler bırakıyor. Boğazkere egzotik, menekşeyi andıran çiçeksi kokulara sahip. Merlot ise denge ve zarafetiyle bu üzümden şimdiye dek yapılan Türkiye’deki belki de en ilginç şarap. Şiraz ise damaktan çok burna oynuyor, karamelsi tonlarıyla burunda cezbediyor.
Likya Şarapları’ndaki ziyaretimiz, günbatımının ardından mecburen sona eriyor. Zorunlulukların biri, gece kalkacak uçağım. Diğeri de arazide artık durulamaz olması. Zira gün boyu ince bir montla dolaşabildiğimiz bağda, güneşin batımıyla birlikte kılıç gibi kesen bir ayaz çıkıyor ve kazak, hatta palto aranmaya başlıyoruz. Üşüdüğümü gören Burak Özkan gülümsüyor: “İşte bizim kalite sırrımız bu... Gündüz ile gece arasında yaylada öyle bir sıcaklık farkı oluyor ki, üzüm hem güneşe doyuyor hem de gece büzüşerek ağır ağır olgunlaşma fırsatı buluyor. 15 Ekim’de hâlâ hasadını yapmadığımız Öküzgözü, bu sayede bugünlere kadar bekleyebildi.”
Üç yıllık mazisinde 20’yi aşan madalyayı kazanan, Viyana Yarışması’nda da geçen ay ‘Yıldızlı Şaraphane’ sıfatına lâyık görülen Likya’yı yakından izlemekte yarar var. Çünkü 250 dönümlük bağ ve içindeki küçük ama kaliteye odaklı tesis, tutkulu sahiplerinin elinde yeni sürprizler çıkarmaya gebe.

Milliyet Gazetesi

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.