Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 29.10.2011

İşte biranın ayak sesleri

Mehmet Yalçın

Türkiye son aylarda bira cenneti olma yolunda. Çek Cumhuriyeti, Almanya ve İngiltere’nin ünlü biralarından sonra Belçika biralarının üç seçkin örneği de piyasaya girdi...
 
 
Hafif baharlı kokulu ve portakal kabuğunu andıran burukbir lezzette. Damakta da narenciyemsi, finalde ise hem acımsı hem de tatlımsı bir iz bırakıyor...” Şarap yazılarından aşina olduğumuz türdeki bu tadım notu bir şaraba değil, biraya ait. Belçika’nın en ünlü buğday biralarından,bira kaynarken kazanına kişniş ve portakal kabuğu atılarak lezzetlendirilen Hoegaarden’a...
Hoegaarden ülkemize son günlerde ithal edilen “büyük” biralardan sadece biri. Türk Tuborg’un ithal ettiği bira pub’lara fıçı olarak dağıtılıyor, yakında şişe olarak da ithal edilecek. Tuborg, Belçika’nın ünlü manastır biralarından Leffe’nin iki çeşidini, sarışın ve esmerini de ithal etti. “Ale” kategorisindeki bu biralar da alıştığımız hafif içimli ve serinletici biraların aksine bulanık, yoğun, doygun ve kıvamlı biralar; çok soğutulmadan içilmeleri tavsiye ediliyor.
Leffe ve Hoegaarden gibi dünyaca ünlü biraların da gelişiyle Türkiye son aylarda bir bira cenneti olma yolunda... Efes’in Miller ve Beck’s gibi biraları lisanslı olarak üretmesiyle başlayan ve buğday birası Gusta’yı çıkarması ile ivme kazanan çeşitlenme, ithal biralara da yansıdı. Son aylarda gelenler, sadece birada en iddialı ülke Belçika’nın sıvı hazineleri de değil. Bir başka iddialı biracı ulus olan Çeklerin zarif acımtraklıkta biralarından Staropramen, rafları zenginleştirenler arasında. Tıpkı şarap gibi yemeklerle içilen İngiliz ale’lerinin en ünlülerinden Marston’s Pedigree de Türkiye’yi şereflendiren biralardan. Kızıl kehribar renginin üzerinde kapuçinoyu andıran kalıcı köpüğü damaktan önce gözü bayram ettiriyor, tadı “kırmızı şaraptan başkasını içmem!” diyenleri bile cezbediyor...
 
Lezzetleri yerlibiralardan daha buruk
 
Türkiye’de bira kültürü Osmanlı’nın son dönemlerinde gelişmiş, kozmopolit İstanbul Viyana ve Münih tarzı birahanelerle birayı moda haline getirmişti. Zamanla Bomonti ve Nektar gibi yerli üreticiler ortaya çıktı, Cumhuriyet de bu canlılığı Tekel biralarıyla devam ettirdi. Biranın statüsü 1930’larda, 40’larda çok yüksekti, Tekel birasını içmek bir itibar göstergesiydi. 60’lı yıllarda ise özel sektör Tuborg ve Efes kanallarından büyük bir bira atağına girdi. Tuborg Danimarka formülünü korudu, Efes ise ilk yıllarında şerbetçiotu acımtraklığını iyi yansıtan Çek Pilsen’lerini örnek alırken giderek şerbetçiotunu geriye çekti ve biranın içimini kolaylaştırdı. Efes’in kurucularından Kâmil Yazıcı’nın anılarında da anlattığı bu değişim biranın yoğun reklamlarla pazarlanmasıyla da desteklenince bira satışları çığ gibi arttı.
Bu serüvenden dolayı Türkiye’de yoğun ve şerbetçiotu burukluğunun kuvvetli hissedildiği biralara pek alışık değiliz, birayı daha çok serinlemek için hafif bir alkollü içecek olarak yudumluyoruz.
Bu yeni biralar ise Avrupa bira kültürünün klasik ürünleri... Kimilerinde pastörizasyon bile yapılmıyor, çoğunda bulanık olma riskine girilerek bira filtre edilmiyor. Maya tortularıyla birlikte şişelenen biralar ağızda da haliyle daha dolgun, şarap deyimiyle söylersek daha “hacimli” oluyor. Yoğun rekabet dolayısıyla her biranın farklı bir lezzet yaratması gerektiğinden çoğu birkaç değişik şerbetçiotu cinsi kullanılarak yapılıyor, aromaları da farklı oluyor. Portakal kabuklu ve kişnişli Hoegaarden ise farklı tat arayışlarının hayli uç bir örneği.
 
Papazların yaptığı Trappist’ler de geliyor
Biradaki bu hareketlilik ve Budweiser, Schneider Weisse ve Schlenkerla gibi seçkin biraların iyi ilgi görmesi, ithalatçıları da cesaretlendiriyor. Nitekim Belçika’nın kitle biralarıyla butik biralarının tam ortasında yer alan Leffe’lerden sonra, sıra Ortaçağ’dan kalma Trappist manastırlarında papazların az miktarda ürettikleri iyice butik biralara geliyor. Westmale ve Rochefort gibi şarap zenginliğindeki iki Trappist yolda. Yine Belçika’dan, 9 derece alkolünden dolayı “şeytan birası” denilen Duvel ile popüler manastır birası Maredsous da önümüzdeki ay iç piyasaya girecekler arasında.
Kısacası, bira dünyamız Cumhuriyet tarihi boyunca hiç olmadığı kadar renkleniyor, çeşitleniyor... Bu biraları dünyanın dört yanından keşfedip bulmak, boğucu bürokrasiyi aşarak getirtmek önemli bir aşamaydı. Nihayet “mallar geldi”, sıra da bu biraların gün yüzüne çıkmasına, kitlelerle buluşmasına geldi. Marketler sınırlı miktarda bu biralara yer veriyor, ancak pub’larda, barlarda ve restoranlarda bu biralara rastlamak hayli güç. Türkiye’yi on binlerce birahaneyle donatan, gittikçe de bunların kalitesini yükselten Efes’in bu ithal biraları da birahanelerinde satmasını ummak için ise şimdilik erken. Ama bu biraların yüksekçe fiyatları ve pek alışılmadık içimleriyle Avrupa’nın dördüncü bira üreticisi haline gelen Efes’in tahtını sarsamayacakları da kesin. Öyleyse, aslında neden olmasın?

Mehmet Yalçın / Milliyet Gazetesi
 

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.