Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 21.06.2011

Kentli kadının kusuru mutfaktan tırsması

Ayça Örer
Bir yemek kitabı düşünün; içinde Tıp Bayramı'ndan 1 Mayıs'a, Hıdrellez'den Mevlit Kandili'ne, Rumeli'den Bozcaada'ya her günün tarifi olsun. Yazar Alev Alatlı, kızı Funda gibi çalışan kadınları düşünerek 'Funda'nın Mutfak Rehberi'ni yazdı. "Kariyer de yapılır, yemek de" diyen Alatlı için, kentli kadınlar her şeyde iddialı, mutfakta korkak...
Kitabın başında “Yemek de yaparım, kariyer de” demişsiniz ama bu artık şehirli kadınlar için bir ütopya gibi…
Tabii ama buna katılmıyorum ben. Çünkü bu ‘Kariyer yapıyorum, saçımı yıkamaya vaktim yok’ demek gibi. Tüm eylemlerimiz gibi yemek de sistematik ister. O sistematiği kurabilmek lazım. Kuramadığın sürece büyük bir faaliyet gibi görünür. Oysa değil. Abartıp kabartmamak gerektiği kanısındayım. Bir kızım var benim çok saygı duyduğum. Çok uzun saatler çalışıyor. Bütün anneler gibi kenara köşeye notlar yazardım. Bunları bir tarafa toplayayım diye başladım. Adı ‘Funda’nın Mutfak Rehberi’ çünkü ilk gözümde olan oydu. Sen bu kitabın muhatabısın. Çünkü şehrin koşulları belli; buna rağmen ne kendi kızımın, ne sizin mutfağa giremediğiniz bir durum olsun istemem.
Kadınlar niye mutfağa girmeli?
Bütün bir insanlık âleminin gereği. Neden? Çünkü evi, yuvayı, hayatı tutan kadındır.
Bunu bir temel olarak görüyorsunuz.
Kesinlikle. Hayatı kadın tutar. Hayatın da havadan, sudan sonraki gereksinimi yemektir. Neden bereket tanrısı yoktur da bereket tanrıçası vardır? Bütün kültürlerde böyledir. İnsanoğlu kendini bildiğinden beri el becerisi kadına aittir. Bu çok yüce bir iş. Kendi kızım adına söylüyorum, niye buna sahip çıkmasın? Kime emanet edecek? Köşe başındaki hamburgerciye mi? Ne münasebet?
Kitaptaki tarifler ayaküstü kotarılacak kolaylıkta değil; ağırlığı olan, mutfakta mesai gerektiren tarifler…
Aynen.. İki şey var: Bir, gurmelik iddiası yok. Her şey gibi gurmeliğin de abartıldığı kanısındayım. Geleneği yadsımayacak, öte yandan değişen ağız tatlarına yardımcı olabilecek. ‘Birleşmiş Milletler’ başlığı var. Çeşitli mutfaklara yer veriyor. Abartıp kabartmadan yine. Hiç kişniş sevmeyen bir insanı kişniş yemeye zorlamadan. Bir yandan çevreci, saygılı vs. takılıp öte yandan patlıcan kızartmasını ziyan edeni ve bundan kendine pay çıkaranı anlamam. Evime geldiniz, önünüze şırak diye yemek atsam, ayıptır. ‘Sayın bilmem kim’ denilerek saygı olmuyor. Sofra ve yemek adabı da çok belirleyici.
Sofrayı kuşatıcı buluyorsunuz yani…
Tek kuşatıcı. Müzik evrenseldir, insanları yakalar ama sofra bir numara. Herkesi yakalar. Benim çocuğum yaşındaki genç hanımların bundan belirli sebeplerden uzak tutulmasını sindiremedim. Tamamen yardımcı olmak için yaptım. Ön hazırlık bilgilerini ekledim. 16 yaşındaydım ilk sigortam yapıldığında. Çok uzun süre çalıştım. Bunun nasıl olduğunu bilirim. Şimdi daha kolay. Emirgan’da oturduğumda arabam yoktu, dolmuş beklemek zorundaydım, telefon çalışmazdı. Son 15 yıldır internet üzerinden alışveriş yaparım. Her şey daha kolay. Pazar keyfi ayrı tabii. Deyiş yerindeyse erkeksi bakarak. Günümüzün genç kadınları dünyayı yerinden kaldıracak işler yaparken, bütün bu işleri çevirirken, mutfaktan tırsması olmaz.
Bu işe romantizm de yüklemiyorsunuz. Beceri, romantik hale geldi.
Kimya bilgisi sadece. Romantizm yüklemiyorum kesinlikle. Birbirimize saygılı olmak niyetimiz varsa, sofranın bunun önde gelen bir unsuru olduğuna inanıyorum. Zor değil. Neden hayatının bu kadar önemli ve temel bir unsurunu genç bir kadın ıskalasın? Sofranın getirdiği yakınlığı, içtenliği, sahiciliği tekrarlayan hiçbir yer yoktur. Ekmek-tuz kardeşliği vardır. Sofra içten bir şeydir. Paylaşımın temel kuralıdır. En büyük paylaşım ekmektir. Dünyanın her yerinde cenazelere insanlar yemekle gelir. Bir de Türkiye’de sürekli geleneği kaybetme kaygımız var. Bunu engellemenin tek yolu, annemin yaptığı yemeği hatırlamaktır. Benim yazarlık kariyerimde de sahici olmak kaygısı vardır. Laf döndürmem, ayaklarım yere basar. Bu aynen onun bir parçası. Şu yeni yalnızca; ilk defa kadınca bir iş yaptım desem yeri. Benim kadın yazar kimliğim yoktur. Osmanlı mutfağı diye tutturmanın da bir manası yoktur. Damak tadı değişecektir. Gelenekler değişmeyecek ısrarı değil benimkisi, bugünkü zevklerimize uygun hale getirerek toplamak.
Özel günlere göre mönüler hazırlamışsınız; Press Bey Günü, Dünya Çiftçiler Günü…
Sevgililer Günü gibi bir şeyi bu kadar abartırken, niye Çiftçiler Günü’ne, Gazeteciler Günü’ne, Tıp Bayramı’na bakmıyoruz? Askerlik mesela. Askere göndermek bir iş, dönünce sevdiği şeyleri yapmak bir iş. Niye bunları kamuoyu önünde sahiplenmiyoruz?
Ailevi ritüelleri hatırlatıyor mönüler...
Niye doktora hep hastayken dert anlatayım da, komşuma o gün bir yemek hazırlamayayım? Niye bir yemek pişmesin? Bu tür bir saygı. Biraz onu uzun koymamın nedeni de o oldu. Kala kala kandil simidine mi kaldık? Aşağılamak için söylemiyorum ama onu da evde yapalım. Kaç çeşit kandil yemeği vardır... Biz bir imparatorluğuz, burası dünyanın ender ülkelerinden. Çok zengin bir ülke. Sınıfsallığı ortadan kaldırmak lazım becerilerde, ben buna inanıyorum. Becerileri yaymak gerekir. Dünya mutfaklarının en sofistikelerini yaymak gerekir. Bunu siz yaparsınız, ben ucundan köşesinden yardım edebilirim.
Likörden reçele, salçadan turşuya, her şey var kitapta. Siz nasıl bir mutfakta büyüdünüz?
Annem çok iyi yemek yapardı ama ben 14 yaşında Japonya’ya gittim. O yaşlarda kardeşimle ben şuşidir, sobadır yerdik. Tayland yemeklerini gayet iyi hatırlarım. Sonra ABD’de arkadaşlarım vardı. Herkes farklı bir yemek yapardı. Yabancı öğrenciler olarak hamburgerden fenalık geldi, kendimiz pişirmeye başladık. Herkes herkesin mutfağını tanıdı. Sonra yurtdışı mutfağıyla temas edince çekirge bacağı yiyenin senden farklı olmadığını görüyorsun.
Sınıfsallık dediğiniz şeyde bu da var; şehirli ve kariyer sahibi bir kadının salça yapması da çok evcimen bulunuyor.
Evet ama insanların kendini tartması lazım. Bir sürü yerde o rolleri kırmaya çalışırken, burada niye kabul?
Sizi yemek yaptığınız için küçümseyenler oldu mu?
Her zaman. Orada da bir sınıfsallık var. Kim diyor ki, iyi bir aşçı iyi bir jet pilotundan daha aptaldır. Kuaförden çıkmaz, her dakika saç ektirir, saç diktirirsen zamanın kalmaz. Bu bir tercih. Böyle bir şey yok hayatta. Zamanı bereketli ve düzgün yaymak gerekir. Benim de iddiam, sofraya ayrılacak zaman en rasyonel zamandır. Bir de yaymasını bilmek lazım. Umduğum sizin kuşağınızın buna ayması. Buna ayarsak kötü beslenme, obezite, hepsi çözülecek. Bilimsel yaklaşırsak bu yapılır. Benim için hiçbir dönem zül olmamıştır. Televizyona bakarken bile yapılır bunlar.
Sizin ‘Vişne mevsimi yaklaştı’ ya da ‘Domates alıp konserve yapmalıyım’ zamanlarınız var mıdır?
Zamanla oluyor tabii. Ben bunu bezelyeyle keşfettim. Bezelyeyi yakaladığım anda unlanmıştı. Bir sene, iki sene… Şimdi aydım. Ne zaman alınacağını biliyorum. Alıp donduruyorum. Bu öğreniliyor. Böyle bir kitap olunca belki ayar insan. Tarhana yapıyoruz mesela. Geçen sene yapamadım, torunlar hâlâ söylüyor. Ben buraya bir sürü şey de koymadım; pastırmaydı, sucuktu. Onları da denemiştim çünkü. Bütün bunlar yapılırken de kariyer yapılır mı? Son bir sene içinde yazdıklarımı ortaya koyarsan, oluyor.
Hangi aşamadan keyif alıyorsunuz?
Sofranın silip süpürüldüğü an. Yabancı birine yemek hazırlarsam, sorarım. Ama zamanla insan kombinasyonları seviyor. Etobur birisi mutlaka acı seviyor. Bir tarafta tutmak lazım. Biri ısırgan salatasına bayılırım derse biliyorsun ne tarafa kaydığını. Orada isabetli yaparsam ve karşı tarafımdaki keyifle yerse çok mutlu olurum. Bir kitabıma aldığım güzel bir tepkiyle sizi temin ederim ki, aynı haz. Hayatta nekes olmamak lazım. Bildiğini sunmalısın.
700 tarif var kitapta.
En az. Sanki o gün gelmiş ve insanlar geliyormuş gibi düşündüm. Mönü oluşturdum. Her gün için bir arkadaşımı düşündüm. Mesela Aslı öğretmen, torunumun öğretmeni. Ona pişirir gibi düşündüm. Zaten ben hiç yemek ayırmam. Ama Çin yemeği seven birine onu da yaparım.
Kiler tutmak kitapta önemli bir yer tutuyor.
Evin içinde iyi bir kiler olmazsa çok sıkıntı oluyor. Çalışırken çok sıkıntısını çektim. Azar tutmak gerek. Kalem, kâğıt tutmak gibi. O yüzden verdim listeyi. Bir dolaplık malzeme. Zaten çok almamak gerekir. Elinin altında bir şey varsa hayat kolaylaşır.
Mutfakta hiç hezimet yaşadınız mı?
Hiç yemek yapmasını bilmezdim. Oturur düşünürdüm, bunun içinde ne vardı diye. Ama okumaya meraklı olduğum için çok araştırdım. Bir işi yalapşap yapmayı sevmem. İndirgemeci insanları da. Yemekte kabalık diye bir şey var. Bunu hakaret olarak algılıyorum. Patlıcanın önünde secde et demiyorum ama vıcık vıcık da koyma. Bunun hiçbir bahanesi yok. Ahkam kesmek vardır yemekte. Tutturur ille bu olsun diye. Kesme ahkam. Bir süre sonra insanlar yemek değil prestij yemeye başlıyor Niye canım? Anadolu yahu burası.
(Radikal)

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.