Electrolux
Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı
BARTIN' DA AİLE SOFRA GELENEGİ
Gökmen SÖZEN - 14.05.2007
 
Bartın’ nın özellikle tanınmış ve varlıklı aileleri bundan 70 yıl kadar önce oğullar , gelinler ve torunlarla birlikte sofraya 25-30 kişinin bile oturduğu olur, az sayılı aileler büyük aileleri gıpta ile izlerlerdi. Bu tür aileler, geleneksel yaşamlarından çok mutlu olarak, üç katlı konak tipi evlerde birlikte oturur, birlikte yiyip içerek yaşayıp giderlerdi. Şimdi ise, bunları görmek, değil söz etmek bile birçok kişiye inandırıcı gelmez. Bir tek evladı olan aileler bile aynı evde birkaç ay zor kalıyorlar, daha sonra kendilerine ayrı bir eve açıyorlar.
Ancak, bu geleneksel aile yapısının korunduğu yörelerimiz yok değil. Bugün Anadolu’nun bazı yörelerinde görülen “Pederşahi” aile yapısının ve gelenekleri Bartın’ da da vardır, ama parmak ile belki zor gösterilir. Bu ailelerde sofra birdir ve yemekler aynı kazanlarda, tencerelerde pişirilir ve yenilir. Aile sofraları, bütün aile bireylerinin yemek vakitlerinde biraraya gelmesini sağlaması, birliği, dayanışmayı güçlendirmesi bakımından önemlidir.
Bartın’da geçmiş yıllarda sabahın erken saatlerinde kalkılıp işe başlamadan önce çok bolca ekmek ile güzel çorbalar içilir, yanında bazen turşu bulunur ve karınlar iyice doyurulurdu. Şimdiki gibi bir bardak çay veya süt ile iki zeytin, bir lokma peynir ile öğleye kadar yarı aç durulmazdı. Daha açıkçası kahvaltı değil sabah yemeği yenilirdi.
Sabah çorbası, Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi ilk başta “Tarhana” çorbası gelir. Bazı aileler ise bunun yerine “Pumpum çorbası” denilen mısır unu çorbası alırdı. Akşam yemeği ise işten erken dönen ailelerde akşam ezanından hemen sonra yenilir, pek fazla geç kalınmazdı. Özellikle, tarlada işi olan aileler, çocuklarını sabahleyin kuvvetli bir çorba yedirdikten sonra işlerine gönderirlerdi. Yurdun birçok yöresinde olduğu gibi bundan 60-70 yıl önce Bartın ve çevresinde büyük küçük bütün ailelerde aynı sofrada ve tek kap içinde yenirdi. Yemek tabakları şimdiki gibi masaya değil, yere kurulan sofraların üzerine, yani yere serilen bir sofra bezinin üstüne yaklaşık 80 cm. çapında bir bakır sini, bunun üzerine de yemek tabağı konulurdu.
Bazı ailelerde oturulan yerden sofraya kolayca eğilebilmek için sofra sinisinin altına ağaçtan ikiye katlanır biçimde yapılan yaklaşık 15-20 cm. yüksekliğinde bir sofra altlığı, kalbur kasnağı veya un eleği kasnağı konulurdu. Yemek yiyecek olan kişiler sininin etrafına diz çökerek otururlar, yere ve üzerlerine ekmek kırıntısı veya yemek dökülmesini önlemek için, sininin altında bulunan sofra bezini dizlerinin üzerine alırlardı.
Yemeğin biri bitince, kenarda bekleyen diğer yemek sofraya konulur ve sofrada bulunan aile bireyleri sıra ile ortadaki yemek tabağına kaşıklarını daldırırlardı. Bugün bu geleneği sürdüren aileler çok azalsa da, bazı köy ve kasabalarda, belkide şehirde hala bu geleneği sürdüren aileler bulunmaktadır.
Sabahleyin erken uyanamayan ve çobasını içemeyen çocuklar, az yedirleri zaman öğle yemeğine doğru acıkırla, böyle durumlarda anneleri çocuklarına bir dilim ekmek üzerine yoğurt, yağ, salça veya marmelat türünden bir yiyecek sürerek mızmızlıklarını önlerlerdi. Ancak, oyun oynadıkları için akşam yemeğine geç kalan çocuklar anne-babaları tarafından zaman zaman cezalandırılırdı. Ailenin bütün bireyleri akşam yemeği vaktinde sofradan mutlaka eksiksiz olarak toplanırdı.
Baba veya aile büyüklerinden birisinin yemeğe başlaması ile bir çatırtı başlardı. Yani herkes tahta kaşıklarını eline alır ortadaki çorba veya yemek tabağına sıra ile daldırmaya başlardı. Küçükler, büyüklerinin kaşığı tabaktan çıkmadan kaşığını tabağa daldırmaz, onu bekler ve sıra ile yemek yemeye devam ederlerdi. Valıklı aileler demir kaşıkla yemek yerdi. Çünkü eski yıllarda her ailenin demir kaşık alacak gücü olmayabilirdi. Bazı aileler bir iki adet demir kaşık evine almış ise, çok çocuklu ailelerde tahta kaşık-demir kaşık tartışması olur, genellikle büyük çocuklar galip gelirdi.

Kaynak: Bartın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Arşivi
 
Kullanıcı yorumları :
nevin kalafatoğlu, 07.10.2007 - 21:27:34 tarihinde ekledi :
Sayın Gökmen Beye tesekkürler bu güzel araştırma yazısından ötürü.
Sofra bir kültürdür ve adabını yaşatmak ise ailelerin paylaşımlarından gelir.Bu terbiye ile büyümüş bir Amasralı Turizmci olarak AMASRA da halen yapıla gelen o el işçiliğive zerafetleriyle şimşir kaşıkların cok ceşidini ve boyutunu bulabiir meraklıları hala.hele salata kaseleri ve Tuzu asla rutubetlendirmeyen tuzluk ve biberlikler baharat kaplarını bulmak hala mümkün.geleneğin hala bir parçası olmak ise fırında sütlü armut tatalısı ve yöreye has tarhanaları hala bulabilmekte mümkün.Dağ çileklerinden ve böğürtlenlerden yapılmış reçeller ,kızılcık marmelatları ve kaymakla servis edilen incir tatlılarıyla saf manda yoğurdundan yapılan tarhan otlu tarhanaları ve kızılcıklı tarhanasının lezzeti elbette unutulmaz .Sabah yemeğinde kızarmış keçi peyniri hele Amasra yöresine ait Çöven ekmeğine sürülen yoğurdun lezzetini damağınızda hissettiğiniz de tekrar cocuk olmak istemek, balık ve salatanın en muhteşemini memeleketinizin adetleriyle misafir perverliğiyle yemek ne büyük zevkmiş.
Teşekkürler anımsattığınız için...
Nevin Kalafatoğlu
+ Yorum Ekleyin :
İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.
Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Diğer Makaleler :
Nedim Atilla - 14.05.2012
Zuhal Özdemir - 13.05.2012
Nevin HALICI - 12.05.2012
Gökmen Sözen

 
  Dergiler Haber Portalları Web Video Etkinlik
Ana Sayfa  .   Haber  .   Yazarlar  .   Röportaj  .   Dosya  .   Organizasyon  .   Dergi  .   Künye  .   TV  .   Kitap
Tasarım ve Kodlama : BzLabs Interaktif <info@bzlabs.com>
©2007 - 2012 Gökmen Sözen Görsel Çözüm Hizmetleri <info@foodinlife.com.tr> . Her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz.