Türk Mutfak Kültürünün Genel Nitelikleri
http://www.chefhasankorkmaz.com Hasan KORKMAZ - 27.01.2007 - 15:00
Türk mutfağı, denildiğinde Türkiye'de yaşayan insanların beslenmesini sağlayan yiyecekler- içecekler bunların hazırlanması,
pişirilmesi, korunması; bu işlemler için gerekli araç-gereç ve teknikler ile yemek yeme adabı ve mutfak çevresinde gelişen
tüm uygulamalar ve inanışlar anlaşılmalıdır.
Türk mutfağındaki çeşit zenginliği birçok etkene bağlıdır.Kısa bir ifadeyle orta Asya ve Anadolu topraklarının sunduğu ürünlerdeki çeşitlilik, uzun bir tarihsel süreç boyunca birbirinden farklı birçok kültürle yaşanan etkileşim, Selçuklu ve Osmanlı gibi imparatorlukların saraylarında gelişen yeni
tatlar, mutfak kültürümüzün yeni yapısını kazanmasında rol oynamıştır.
Türk Mutfağı, çeşit zenginliği ve damak tadına uygunluk yönünden olduğu kadar birçok yemek ve yiyecek türü ile sağlıklı ve dengeli beslenmeye ve vejetaryen mutfağına kaynaklık edebilecek örnekleri barındırmaktadır.
Türk Mutfak Kültürünün Genel Nitelikleri Türk mutfağı; Türklerin uzun yıllar, baharat yolunu denetim altında tutmasından dolayı Dünya'nın en gelişmiş mutfağıdır. Baharatlar, etin ömrünü uzun kıldığı gibi terbiyeleşmesi için de gereklilik arz eder.Tarım için uygun ve verimli arazilere sahip olmuş Türklerde,rençperlik ve hayvancılıktan dolayı; hem sebze hem de et yemek çeşitliliği vardır.
Türk mutfak kültürünün niteliklerini Asya' da ki yerleşik düzen ve göçler sırasında göç yolları üzerinde bulunan toplumlarla etkileşimleri ve tarımsal ekonomik yapı, Türk yemeklerini etkilemiştir. Ailelerin sosyoekonomik düzeylerine göre yemeklerde genellikle bir farklılaşma görülür.
Yemek çeşitleri bakımından başka kültürlerden etkilenme ve onları etkileme söz konusudur.
Kim demiş, Türk yemekleri mutlaka etle yapılır, hayvansal yağ kullanılır diye? Doğru, eğer Türk mutfağını kebapçıda oturup değerlendirirseniz, etin ağırlıkta olacağı apaçık. Ama Türkler sadece et yiyorlarsa, çarşıları, pazarları dolduran o güzelim taze sebzeler, yenilebilir otlar ve zahire dükkanlarında ki, dünyada pek az ülkede bulunabilen zenginlikte baklagil çeşitlerimiz ne işte kullanılıyor? Her türlü doğa ve iklim koşullarının yaşandığı güzel ülkemizde birbirinden çok farklı yöresel yemek çeşitlerimiz var. Bunların önemli bölümü bitkisel ağırlıklı. Nitekim dünya vejetaryen medyası başta mezelerimiz olmak üzere zeytinyağlılarımızı, sebzelerden yapılan birbirinden lezzetli yemeklerimizi göklere çıkarır. Artı milli tatlımız olan baklavaya bile nerdeyse Yunanlar sahip çıkıyor,bunu Dünya alem biliyor ki baklava bize aittir, aittir olmasına ama gel gelelim bunu dünyaya iyi bir şekilde maalesef tanıtamıyoruz. Bu da bilinçli, kültürlü, ve eğitimli aşçılarımızdan geçiyor. Ben artık üzülmüyorum, nedenine gelince yeni nesil aşçılarımızdan çok umutluyum, eskisi gibi değiller, yabancı dillerini, geliştirdiklerini görüyorum. Bu işin okulunu araştırıp, bizlere, soruyorlar fikirlerimizi alıyorlar.kısacası genç ve dinamiktirler.Baklavadan söz etmişken, geçenlerde Moskova da yapılan Moskov culinary cup yarışmasına Türkiye aşçılar milli takımı olarak gitmiştik, Eyüp kemal Sevinç ustanın baklavaya sarılı levreği altın madalya almıştı. Bu da baklava hamurunun ne kadar lezzetli olduğunu(Elbette Şef Eyüp ustanın maharetli elleri ile) gösteriyor. Benim önerim baklava hamurunu sadece baklava da değil de, değişik yemek kombinasyonlarında kullanabilirsiniz. Dedim ya, genellemelerle meselenin özünü yakalamak mümkün değil. Onun için de genellemelerden uzak durmak gerekli. Gurmelerin yemeklere maliyet açısından yaklaşmaları. Bırakın, onu maliyet muhasebesiyle uğraşanlar yapsınlar. Siz gurme olarak yemeğin hakkı verilmiş mi, tadı tuzu yerinde mi, ona bakın. Eğer yemeğin lezzeti doğruysa, muhasebeci onun
maliyetini hesaplar, kaça satılması gerektiğini belirler. Doğru dürüst yemek yiyecek kişi, yani gurme de iyi yemeğe hak ettiği parayı ödemekten çekinmez. Şimdi şu kısacık spottaki son tersliğe, çok uzun sürede hazırlandığı iddiasına gelelim. Bu da bir genelleme. Türk yemeklerinin mutlaka çok uzun sürede hazırlanması söz konusu olamaz. Hazırlığı uzun süren yemek de var, kısa zamanda pişeni de. Ama bütün dünyanın fast food'a cephe aldığı, slow food akımının giderek yayıldığı bir zamanda gurmelerin kalkıp da hızlı mutfağı övmelerine akıl erdirmek güç. Doğru, bizim güveçte, tandırda pişen yemeklerimiz uzun zamanda kıvamına gelir. Ama o lezzeti aynı yemeğin kısa sürede pişirilmişinde bulamazsınız. Birkaç
yıl öncesine kadar ortalıkta görülmeyen "slow cooker" adı verilen termostatlı tencereler Amerika ve Avrupa'daki mağazaların mutfak reyonlarında giderek daha fazla yer kaplıyor. Bu tencerelerle, normal tencereye göre tam dört katı daha uzun sürede pişiriliyor. Ama sonuç, gurmeler açısından her şeye değiyor. Mutfak profesyonelleri açısından bir yemeğin uzun zamanda pişmesi bir handikap oluşturabilir. Ama bunun
üstesinden gelmeyi aşçılar başarmalılar. Esasen bu yazıdaki çarpık bakış da gastronomi sektörünün kendi eksikliklerinden kaynaklanıyor. Batılı anlamda turizm anlayışı 1955 yılında açılan Hilton Oteli ile başladı. Gerek Batılı şeflerin yanında yetişen, gerekse Batıdaki turizm okullarında okuyup, onların yemek tariflerini onların mutfak ekipmanlarıyla pişirmeyi öğrenen Türk şefler "banket" denen düşük maliyetli
kitlesel yemekleri, öğrendikleri biçimde, yani Batılıları kopya ederek bugün ülkenin dört bir yanına yayılan turistik tesislerde uyguladılar.
Ama bu arada bir Allah' ın kulu da çıkıp ta, güzelim Türk yemeklerini bu banket mutfağına nasıl uyarlanabileceğine kafa yormadı. Eğer tek tük şef bu zorlu işi başardıysa bile, bu bilgilerini diğer meslektaşlarıyla paylaşmadı. Batılılar gibi Türk yemeklerinin modern, profesyonel ekipmanlarla
donatılmış mutfaklara aktarılma yöntemleri kitaplara geçmedi, okullarda okutulmadı. Şimdi de kedinin ulaşamadığı ciğere mundar demesi gibi, mesleklerine Batının gözlükleriyle bakan bazı profesyoneller kabahati Türk mutfağına bulmaktalar. Bütün bunlar kale gibi sapsağlam duran Türk mutfağının etrafında koparılmaya çalışılan fırtınalar. Yoksa doğru dürüst pişirilmiş Türk yemekleri her yerde herkesin ilgisini çekiyor. Kısacası,
kimse kendi beceriksizliğini, aczini, bilgisizliğini Türk mutfağına fatura etmeye kalkmasın. Bundan güzelim mutfağımız yara almaz, sadece ona gönül verenler kırılır, üzülür...