Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - dosya / Hazırlayan: İpek Portakal

Tarihe tanıklık eden eski Türk kahvehaneleri

 

Türk insanının günlük yaşamında önemli bir yer tutar kahvehane kültürü. Geçmişi 1500’lü yıllara dayanan kahvehaneler, her ne kadar günümüzde işsizlerin ve emeklilerin uğrak noktası gibi görünse de toplumun farklı kültür seviyelerinden insanların buluştuğu en önemli kamusal mekânlardan biri olmuş.  Günümüzde 3. dalga cafe’ler açıla dursun biz de mimarisi ve büyülü atmosferi ile bizleri zaman yolculuğuna çıkaran bu tarihi kahvehanelere uzanalım… 

İki asırlık “dededen toruna” uzanan miras: Taş Kahve

Taş Kahve’nin hikâyesi Osmanlı İmparatorluğu’nun Girit adasında doğmuş Giritli Hüseyin bey ile başlıyor. Diğer halk gibi çiftlik ve zeytinliklerde çalışan Hüseyin bey bir yandan da babası ile birlikte Girit’te Taş Kahve’yi işletiyor. 1922 yılında mübadele kararları ile, iki milyon civarında insan yurtlarından kopartılarak, yeni yerleşim bölgelerinde yaşamaya mecbur edilmiş. Baba Nuri beyin vefatından sonra ana oğul mübadillere gösterilen Cunda adasına yerleşmiş. Burada verilen kahve Girit Resmo kadar büyük olmasa da Hüseyin bey mutlu bir şekilde çalışmaya devam etmiş. Şu anda “Taş Kahve” oğul Ali Barış’a ait ve ailesi ile birlikte “dededen-toruna” uzanan bu tarihi mirası aynı şekilde koruyarak hizmet veriyor. Sadece damla sakızlı kahve içmek için bile uğranması gereken mekân sabah 7:00’de açılıyor ve gece 2:00’de kapanıyor. Günde yaklaşık 2 bin kişinin ağırlandığı Taş Kahve’de okey, tavla, domino gibi oyunlar oynamak da mümkün. Taş Kahve, inşasında kullanılan doğal sarımsak taşı, taş işçiliği, yüksek tavanı ve kolonsuz inşası ile dönemin en mükemmel mimari yapısı özelliğini taşıyor. Binanın atmosferi günümüzde bile daha adımınızı atar atmaz sizi büyülüyor.



İçinizi ısıtacak bir mola; Şark Kahvesi Kapalı Çarşı

Şark Kahvesi Kapalı Çarşı, alışveriş günlerinde keyifli bir mola için güzel bir durak. Yaklaşık 50 yıldır hizmet veren mekânda kum ateşinde pişen nefis Türk kahvenizi yudumlarken Çarşı’nın tatlı koşuşturmasını izleyebilirsiniz. Önceleri küçük bir çayevi iken 1957’de İsmail Atalay tarafından bugünkü haline evrilmiş Kahve, geçmişte siyasetçilerin ve siyasete atılmak isteyenlerin uğurlu mekânıymış. Ahşap, taş ve kumaş ile dekore edilmiş Şark Kahvesi’nde çay veya kahvenizin yanında gazetenizi keyifle okuyabilirsiniz.



İstanbul’un en eski kahvehanesi; Pierre Loti

Tarihi kahve ismini, 1876 yılında İstanbul’a yerleşen ve sık sık bu tepedeki bir kıraathaneye gelmesiyle tanınan Türk dostu, Fransız roman yazarı ve doğubilimci Pierre Loti’den almış.

Bu mekânın 19. yüzyıl sonlarında açıldığı ve ilk adının da Rabia Kadın Kahvehanesi olduğu öne sürülüyor. Bulgaristan’dan İstanbul’a göç edip Eyüp’e yerleşen ve burada semt bekçiliği yapan Ragıp Ağa, söz konusu kahvehaneyi 1880’de satın alarak işletmiş. Sonrasında çırağı Seyfettin Efendi kahvehaneyi devir almış ve daha sonra mekânı birçok kişi işletmiş. Son olarak Haşim beye geçen kahvehane, dokuz yıl içinde harabe haline gelmiş. 1964 yılında Sabiha Tansuğ, yok olmaya yüz tutmuş mekânı satın alarak restore ettirmiş ve İstanbullulara kazandırmış. İç mekânlar tesislerin içinde bulunduğu tarihi atmosfere uygun objelerle dekore edilmiş, tavanları kalemkarlar ve nakkaşlar tarafından özenle süslenmiş. Teleferik hizmeti de verilen Pierre Loti’de yokuşun ince uzun yolu, zarif döşenmiş taşları ve sağlı sollu tepeye kadar uzanan mezarlıklarıyla adeta bir zaman tüneli gibi. İstanbul’un en eski kahvehanesinde, demli bir çay ya da odun ateşinde pişmiş nefis bir Türk kahvesi eşliğinde muhteşem Haliç manzarasını izleyerek zamana yolculuk yapabilirsiniz. 




1635’ten beri dostlukların değişmeyen mekânı; Tarihi Tahmis Kahvesi

Türkiye’nin en eski kahvehanelerinden biri olan Tarihi Tahmis Kahvesi, 1635’den beri faaliyet gösteriyor. Çok kez restorasyon gören Kahve, uzun yıllar “Lokuslu Kahve” ve “Tömbekici Kahvesi” olarak anılmış. Kahvenin dövüldüğü yer anlamına gelen Tahmis, fiziksel dokusu ve tarihe yaptığı tanıklığı ile Gaziantep’in en özel mekânlarından biri. Kahvehane, kuruluşundan bugüne dek çok değişik insan topluluklarına ev sahipliği yapmış. Tahmis Kahvesi’nin gerek Cumhuriyet öncesi dönemde gerekse günümüze kadar geçen süreçte, kentin kültürel ve sosyal yaşama etkisi oldukça fazla. Kahvehanenin 40-50 yıllık müşterilerinin anlatımlarından, bu mekânın özellikle Ramazan aylarında farklı bir havaya büründüğünü öğreniyoruz. Tahmis Kahvesi bir dönem tasavvuf söyleşilerine de sahne olmuş. Günümüzde yaşatılmaya çalışan “nargile kültürü” de bu mekânda yerini bulmuş. Ayrıca bir dönem de şehrin ekonomisinde önemli bir yer tutmuş ve uzun yıllar bugünkü Buğday Borsası’nın görevini üstlenmiş. Bin derde deva olduğu söylenen Menengiç kahvesinin ünlü olduğu Tahmis, günümüzde yerli ve yabancı turistlerin de uğrak noktası.

Yüzyıllara şahitlik eden heybetiyle; Şanlıurfa Gümrük Han

Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1566 yılında Urfa Sancak Beyi Behram Paşa tarafından yaptırılan iki katlı bir kervansaray Gümrük Han. Evliye Çelebi’nin seyahatnamesinde “Yetmiş Hanı” olarak anılan ve Şanlıurfa’nın en güzel hanlarından biri sayılan Gümrük Han’da çınar ağaçları gölgesinde tarihin her anını yaşamak olası. Gönüllere ferahlık versin, insanlar görüp beğensin diye kare planlı olarak inşa edilmiş. Türk, Kürt, Arap, Süryani, Zaza herkese kapılarını açmış Gümrük Han. Giriş kapısı üzerindeki kitabede yazılan istek gerçek olmuş. Zira Şanlıurfa çarşısına uğrayan hiç kimse burada soluklanmadan dışarı çıkmıyor. Merkezdeki Haşimiye Meydanı’nın hemen yanında Sipahi pazarı ile Bedesten çarşılarının bitişiğinde bulunan hanın üst katındaki odasında terziler çalışıyor. Avlusunda çayını, kahvesini ya da mırrasını içen, oyunlarını oynayan insanların yanısıra saat, tütün ve ağızlık satan esnafa da sıkça rastlamanız olası. Yerel halkın yanısıra şehri gezip görmeye gelen yerli ve yabancı turistlerin yorgunluk atıp dinlendiği tarihe şahitlik eden bu mekânda çayın kahvenin tadı da başka güzel…


Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.